Irak: Sıcaklık, Çöl ve İhmâl
Ali BAYATLI- Bağdat
Son yıllarda Irak, görmezden gelinemeyecek derecede derin ve tehlikeli iklim değişiklikleriyle karşı karşıya kalmıştır. Bu değişimler sadece sıcaklık artışıyla sınırlı kalmamış; su kaynaklarından tarıma, halk sağlığından sosyal yapıya kadar hayatın tüm alanlarını etkilemiştir. Güney vilayetlerinde –özellikle Basra, Zikar ve Meysan gibi bölgelerde– termometreler 50°C’yi geçmiş, zaman zaman 54°C gibi hayati risk taşıyan seviyelere ulaşmıştır. Bu olağanüstü sıcaklıklar artık yalnızca yaz mevsimine özgü geçici bir durum değil, her yıl tekrarlanan ve daha da şiddetlenen kalıcı bir iklim krizine dönüşmüştür.
Bilimsel veriler, Irak’ta ortalama sıcaklığın 1970’lerden bu yana 2.1°C civarında arttığını ve bu artışın küresel ortalamanın çok üzerinde olduğunu göstermektedir. Bu durum, Irak’ı iklim değişikliğine karşı en savunmasız ülkelerden biri hâline getirmiştir. Ancak iklim krizi yalnızca sıcaklıkla sınırlı değildir. Ülke, yıllık ortalama yağış miktarının 150 mm’nin altına düşmesiyle ciddi bir kuraklık tehdidi altındadır. Bu kuraklığın en tehlikeli sonucu ise çölleşmenin hızla yayılmasıdır. Bugün Irak topraklarının yaklaşık %39’u tamamen çölleşmiş durumda olup, %54’lük alan ise doğrudan çölleşme riski altındadır. Yani ülkenin neredeyse yarısı artık tarımsal üretim yapamaz durumdadır.
Gerçekte, Irak’ın sahip olduğu su payı, kötü değildir. Türkiye gibi komşu ülke, geçmişte defalarca Irak’a su yardımında bulunmuş, baraj kapaklarını açarak Dicle ve Fırat üzerinden ek su akışı sağlamıştır. Ancak Irak, bu su paylarını verimli bir şekilde değerlendirememekte, yeterli planlama ve altyapı eksikliği nedeniyle milyonlarca metreküp tatlı suyun her yıl Basra Körfezi’ne boşuna akıp gitmesine neden olmaktadır. Ne suyun depolanmasında ne de dağıtımında etkin bir strateji mevcuttur. Sulama sistemleri modernize edilmemiş, tarımsal su kullanımı ise büyük oranda israf içindedir.
Bu su yönetim zafiyetine ek olarak, çevresel bozulma hızla artmaktadır. Güneydeki birçok tarım alanı kurumuş, topraklar çatlamış, hurmalıklar yok olmuştur. Bataklıklar kurutulmuş, ekosistemler çökmüş, bir zamanlar yaşam dolu olan nehir yatakları bugün neredeyse tamamen kurumuştur. Kum fırtınaları artık alışıldık bir hâl almış, bazı yıllarda 270’i aşan sayılara ulaşmıştır. Bu da solunum hastalıklarında ciddi artışlara yol açmış, özellikle çocuklar ve yaşlılar için tehdit oluşturmuştur.
Bütün bu tablo, Irak’ın ciddi bir çevresel felakete doğru sürüklendiğini açıkça göstermektedir. Bu noktada yalnızca iklimi ya da komşuları suçlamak çözüm getirmez. Irak’ın acilen su kaynaklarını etkili şekilde kullanmayı öğrenmesi, mevcut rezervlerini akıllıca yönetmesi ve ulusal bir çevre politikası oluşturması gerekmektedir. Suyun doğru planlanması, modern sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması, bataklıkların eski hâline getirilmesi, tarım politikalarının kuraklığa dayanıklı hale getirilmesi ve su israfının önlenmesi öncelikli adımlar olmalıdır. Ayrıca, uluslararası iş birliğine açık ve dengeli diplomatik bir tutumla, komşu ülkelerle sürdürülebilir su paylaşımı sağlanmalıdır.
Bilimsel olarak bakıldığında, bu durum sadece doğal süreçlerin sonucu değil, insan eliyle hızlandırılmış bir krizdir. Fosil yakıtların kontrolsüz kullanımı, ağaçların kesilmesi, yeşil alanların yok edilmesi, yanlış su politikaları gibi nedenlerle Irak, bugün iklim krizinin en ağır bedelini ödeyen ülkelerden biri hâline gelmiştir.
Irak’ın geleceği, bu krize karşı atılacak akılcı ve cesur adımlara bağlıdır. Çevresel planlama, su stratejileri ve iklim direnci artık lüks değil, bir zorunluluktur. Aksi takdirde sıcaklık, susuzluk ve çölleşme, yalnızca doğayı değil, Irak halkının yaşam umudunu da tüketmeye devam edecektir. Bu topraklar yeniden hayat bulabilir; ama bu, bilimin rehberliğinde ve sorumlu bir yönetim anlayışıyla mümkündür. İklim susar ama sonunda her şeyi söyler. Irak bu sessiz çığlığı daha fazla görmezden gelemez.
