Özbekistan, Kazakistan Ve Kırgızistan’ın Çok Boyutlu Dış Politikası Ve Şanghay İş Birliği Örgütü’nün Geleceği
Ahmet SAĞLAM
“Şanghay İş Birliği Örgütü Açısından İran–ABD ve Rusya–Ukrayna Çatışmalarının Olası Riskleri: Bu bağlamda Özbekistan’ın, Kazakistan’ın ve Kırgızistan’ın Çok Boyutlu Dış Politikasının Önemi”
Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), 15 Haziran 2001 tarihinde güvenlik merkezli bir bölgesel yapı olarak kurulmuş olsa da günümüzde Avrasya’nın jeopolitik ve jeoekonomik platformlarından birisi hâline dönüştüğü görülmektedir. Örgüt başlarda “Şanghay Beşlisi” ve Şanghay Paktı olarak anılmıştır. Bu bağlamda örgüt başlarda Çin ve Rusya’nın kurucu ortaklığı üzerine inşa edilmiş ama İran’ın tam üyeliği ve Belarus’un katılımıyla daha da geniş bir stratejik ağ dönüşmüştür. Bununla birlikte ŞİÖ’nün temel karakteri, NATO benzeri kolektif savunma örgütü olmaktan ziyade; güvenlik, ekonomik iş birliği, ulaştırma ve bölgesel istikrarı önceleyen esnek bir iş birliği mekanizması olarak kendini göstermektir.
Bugün ŞİÖ’nün karşı karşıya bulunduğu en önemli sınamalardan ikisi ise hiç şüphesiz ki Rusya-Ukrayna savaşı ile İran ve ABD arasındaki savaştır. Her iki savaşta örgütün geleceği açısından önemli riskleri beraberinde getirmektedir.
Şanghay İşbirliği Örgütü’nün Ağırlık Merkezi Çin’dir.
Günümüzde ŞİÖ içerisinde askerî açıdan Rusya önemli bir aktör olmaya devam etse de ekonomik kapasite, yatırım hacmi, ticaret, teknoloji ve finansman bakımından belirleyici güç hiç şüphesiz ki Çin’dir. Özellikle (Bir Kuşak Bir Yol) Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Türkistan (Orta Asya) ülkelerine yaptığı altyapı yatırımları, Çin’i örgütün ekonomik lokomotifi hâline getirmiştir. Pekin açısından ŞİÖ’nün temel işlevinin Batı ile doğrudan askeri rekabet yürütmekten ziyade bölgede istikrarı koruyarak ticaret koridorlarının güvenliğini sağlamak olarak algılandığı ortadır.
Dolayısıyla Çin için ŞİÖ;
- güvenli ulaştırma koridorları
- güvenli ihracat
- enerji arz güvenliği (Çin’in üretim kapasitesi için gerekli olan)
- sınır güvenliği
- ekonomik entegrasyon,
- dolar bağımlılığı azaltarak dolar dışı ticaret mekanizmalarının geliştirilmesidir.
Tüm bunlardan dolayı da Çin’in için örgütün askeri blok görünümüne dönüşmesi ve çatışma kültürünün oluşması olumlu bir etki oluşturmayacaktır. Tabi ki bu durum Çin’in enerji kaynaklarından birisi olan İran’a yapılacak müdahaleler bu durumun kaderini önemli ölçüde belirleyecek gibi görülmektedir.
Çin’in Rusya ve İran’a Yaklaşımı
Çin’in, Rusya ve İran ile stratejik bir ortaklık yürüttüğü ortadır. Ancak bu ortaklık “sınırsız askeri ittifak” anlamına da gelmediği gözlemlenmektedir.
Çin için Rusya;
- enerji güvenliği,
- ABD’yi dengeleme,
- Avrasya güvenliği bakımından önemli bir ortaklık
İran ise;
- Basra Körfezi,
- ABD’yi dengeleme
- Orta Doğu enerji kaynakları olarak algılandığı anlaşılmaktadır.
Bunlar göz önüne alındığında Çin’in dış politika anlayışının son derece faydacı ve üretim kapasitesini pazarlama üzerine kurduğu gözlemlenmektedir. Çin, Rusya ve İran ile ilişkilerini geliştirirken aynı zamanda Avrupa Birliği ve ABD ile olan ticaretini de koruyarak genişletmeye çalışmaktadır. Bu bağlamda bakıldığında ise Çin’in ihracatının önemli bir bölümü hâlen Batı pazarlarına bağlı olduğu Pekin’in doğrudan bir küresel savaşa girmesi kendi ekonomik çıkarlarına aykırı olduğu gözlemlenmektedir.
Çin, Rusya ya da İran İçin Doğrudan ABD ile Savaşa Girer mi?
Çin’in ekonomi odaklı dış politikasına bakıldığında böyle bir ihtimalin oldukça düşük olduğu ortadadır. Ayrıca Çin’in dış ticaretinin büyük oranını refah seviyesi yüksek olan ABD gibi ülkeler yaptığı göz önüne alındığında;
- Çin ekonomik yaptırımlardan kaçınmayı,
- ikincil odaklı yaptırımları minimize etmeyi,
- uluslararası ticaretini korumayı,
- krizlerde diplomatik çözümü desteklemeyi tercih ettiği ve bu politikayı sürdürmeye çalışacağı anlaşılmaktadır. Her ne kadar İran-ABD savaşında İran’a savunma alanında destek verse de, bunu ABD ile doğrudan çatışmaya girmeden, bölgedeki mevcut rejim ve istikrarı koruyarak, vekâlet unsurları üzerinden ve enerji başta olmak üzere stratejik çıkarları karşılığında bir destek modeliyle yürüttüğü görülmektedir.
Rusya-Ukrayna savaşında ise Çin’in, Rusya’yı tamamen yalnız bırakmayarak ve fakat doğrudan da bir askeri müdahaleden kaçındığı gözlemlenmektedir.
İran-ABD ve Rusya-Ukrayna Çatışmalarının ŞİÖ Açısından Olası Riskleri
Hiç şüphesiz ki devam eden Rusya – Ukrayna savaşı ile İran – ABD savaşı ŞİÖ açısından çok boyutlu riskler de oluşturabilir.
- En önemli risklerden bir tanesi ŞİÖ’nün “Batı karşıtı askeri blok” olarak algılanması olabilir. Bu durum ŞİÖ üyeleri ile Avrupa ve ABD arasındaki ekonomik ilişkileri olumsuz etkileyebilir.
- Diğer bir risk ise aslından Çin için en önemli risklerden bir tanesi, Çin ile Avrupa arasındaki ulaştırma koridorlarının zarar görmesidir. Dahası İran ile ABD arasında daha şiddetlenecek bir savaşın Orta Koridor ve Güney koridoru da olumsuz bir şekilde etkileye bileceği ve dahası Çin için enerji çeşitliliği konusunda da bir sorun teşkil edeceği ortadır.
- Diğer bir risk ise enerji piyasalarındaki dalgalanmalardır. Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki aşırı bir şekilde dalgalanması özellikle bu alanda ithalatçı ŞİÖ ülkeleri üzerinde baskı oluşturabilir.
- Diğer ve önemli bir risk ise yaptırımların genişlemesidir. Rusya ve İran’a yönelik yeni finansal yaptırımlar, ŞİÖ içindeki bankacılık ve ödeme sistemlerinin uluslararası finans piyasalarına erişimini zorlaştırabilir.
Tüm bunlarla birlikte ŞİÖ ülkeleri dünya ticaret yollarının önemli bir bölümünü kontrol etmektedir. Bundan dolayı da uzun sürecek savaşlar;
- lojistik maliyetlerini artırabilir
- sigorta giderlerini yükseltebilir
- bölgeye yapılacak yatırımcı güvenini azaltabilir
- enerji fiyatlarında belirsizlik oluşturabilir
- bölge turizmi açısından olumsuz etkiler oluşturabilir.
Başka bir olumsuz etki ise Çin’in Avrupa’ya uzanan demiryolu koridorlarının önemli bir kısmının Rusya üzerinden geçmesidir. Çin bu durumu baypas etmek ve ulaşım yollarını çeşitlendirmek için Orta Koridora verdiği önemi artırarak bölgeye alt yapı yatırımlarını hızlandırsa da ABD ve İran savaşı Orta Koridor üzerinde güvenlik riski oluşturarak koridorun güvenliğini olumsuz yönde etkileyebilir.
Özbekistan’ın, Kazakistan’ın ve Kırgızistan’ın Çok Boyutlu Dış Politikası ve ŞİÖ’nün Geleceği
ŞİÖ içerisinde en dikkat çekici aktörler arasında hiç şüphesiz ki Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan yer almaktadır. Özbekistan’ın, Kazakistan’ın ve Kırgızistan’ın son dönemlerde Türk Dünyası başta olmak üzere ABD, Avrupa Birliği, Çin, Rusya ve Körfez Ülkeleri gibi ülkelerle ilişkilerini ileri düzeye çekerek tek kutuplu bir dış politika yerine “çok boyutlu bir dış politika” anlayışını benimsedikleri görülmektedir. Bu yaklaşım sayesinde bu ülkeler aynı anda;
- Çin ile Kuşak ve Yol projelerinde,
- Rusya ile güvenlik alanı başta olmak üzere çeşitli ekonomik alanlarda
- Avrupa Birliği ile enerji ve yatırım alanlarında,
- ABD ile ekonomik ve stratejik iş birliği alanlarında aktif olduğu gözlemlenmektedir.
Bu ülkeler aynı zamanda Türk Devletleri Teşkilatı içerisinde ise Türk dünyasının bölgenin tamamını temsil edecek şekilde bütünleşmesinde önemli aktörler olarak ön çıkmaktadır. Özbekistan’ın, Kazakistan’ın ve Kırgızistan’ın bu denge politikası farklı güç merkezleriyle eş zamanlı ilişkiler kurmasını sağlayan “çok katmanlı dengeleme” modeli olarak da değerlendirilebilir.
Bu nedenle Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan, ŞİÖ’nün yalnızca Çin ve Rusya eksenli bir güvenlik örgütü olarak algılanmasını engelleyebilecek önemli bir aktördür.
Keza Özbekistan’ın, Kazakistan’ın ve Kırgızistan’ın Batı ile sürdürdüğü yapıcı ilişkiler, Avrupa Birliği ile enerji ortaklığı, ABD ile ekonomik iş birliği, Türk Devletleri Teşkilatı içindeki etkin konumları, ŞİÖ’nün askeri odaklı değil de uluslararası sistemde ekonomiyi önceleyen daha kapsayıcı bir platform olarak görülmesine katkı sağlayabilir.
Ayrıca Özbekistan’ın, Kazakistan’ın ve Kırgızistan’ın taraflar arasında diyalog ve güven artırıcı diplomasiye verdiği önem de göz önüne alındığında ŞİÖ’nün kriz yönetimi kapasitesini güçlendirebilir ve bu sayede ŞİÖ için Özbekistan’ın, Kazakistan’ın ve Kırgızistan’ın çok yönlü dış politikası önemli bir avantaj haline gelebilir. Tüm bunlarla birlikte yine Özbekistan’ın, Kazakistan’ın ve Kırgızistan’ın çok yönlü diplomatik yaklaşımı, Çin ile Batı, Rusya ile AB, İran ile ABD iletişim kanallarının açık tutulmasına da katkı sağlayabilir.
Sonuç olarak;
İran-ABD gerilimi ile Rusya-Ukrayna savaşı, ŞİÖ’nün güvenlik ve ekonomik gündemini doğrudan etkileyebilme durumunu ortaya koymaktadır. Ancak örgütün geleceğini belirleyecek temel unsurun örgütün ağırlık merkezi olan Çin’in çatışmaları askeri ittifaka dönüştürmeden ekonomik entegrasyon ve bölgesel istikrar ekseninde yönetme isteğini de bağlı olduğu ortadadır.
Pekin’in ulusal çıkarları doğrultusunda mevcut stratejisinin, Rusya ve İran’ı tamamen yalnız bırakmadan; aynı zamanda ABD ve Avrupa ile doğrudan çatışmadan kaçınmak üzerine kurulduğu gözlemlenmekle birlikte Rusya’nın bakış açısının da örgütün geleceğini belirleyeceği açıkça görülmektedir.
Bu çerçevede ŞİÖ’nün geleceğinin belirleyecek ana unsurlardan birsinin de Özbekistan’ın, Kazakistan’ın ve Kırgızistan’ın çok boyutlu dış politikasının, ŞİÖ’nün uluslararası meşruiyetini güçlendiren en önemli denge unsurlarından birisi olarak okunabilir. Bu bağlamda gelecekte örgütün başarısının da örgütün üyelerinin çatışmacı söylemler yerine Özbekistan’ın, Kazakistan’ın ve Kırgızistan’ın temsil ettiği dengeli ve çok yönlü diplomasi anlayışını ne ölçüde benimseyip benimsemeyeceği ile doğrudan ilişkili olduğu öngörülebilir.
www.saglamahmet.com
