Irak’ta Türkmen Varlığı[1]
Dr. Şemsettin Küzeci
Giriş
Irak Türkmenlerinin edebî çalışmaları ile ilgili, özellikle de Türkmen edebiyatı ile ilgili 2003 öncesi dönemde Türk dünyasında geniş çaplı bir araştırma yapılmamıştır ancak Türkiye’de kısıtlı kaynaklarla bazı çalışmaların yapıldığı saptanmıştır. Şüphesiz, bu çalışmalar 1991 yılından sonra ortaya çıkmıştır. Çünkü Saddam rejimi döneminde; bölgede herhangi bir bilginin, materyalin, belgenin veya kaynağın sızdırılması insanı idam sehpasına kadar götürürdü. 1991 yılında Birleşmiş Milletler tarafından Kuzey Irak’ta ihdas edilen “güvenlik bölgesi” ve o bölgede uygulanan kanunlar, Irak’ın muhaliflerini bir nebze de olsa rahatlatmıştı. Muhalif gruplar, kendi dillerinde eğitim görme ve kitle iletişim araçlarının gücünü kullanma, komşu ülkelere serbestçe giriş çıkış yapma kolaylığına kavuştuktan sonra başta Türkiye, Suriye ve İran üzerinden Avrupa’ya ve ayrıca dünyaya Irak’ın 50 yıllık gizlerini örten sis perdeleri birer birer açılmaya başlanmıştır.
Saddam rejimi döneminde Irak’ta, basının hür olmadığı, siyasi düşünceleri kapsayan hiçbir bilimsel çalışmaya dahi müsaade edilmeyeceği dışarıdan da tahmin edilebilmektedir. Ancak Türk kültürünün merkezi konumundaki başta Türkiye olmak üzere ümit beslediğimiz yurtlarda söz konusu çalışmaların yetersizliği, doğrusu düşündürücüdür. Irak Türkmenleri ile ilgili gazete, dergi, kitap ve diğer materyallerin edinilmesindeki sıkıntılar, sağlıklı bir bilgi akışının önündeki engeller bir yere kadar mazur görülebilir.
Azerbaycan’ı bu yazdıklarımın dışında tutuyorum. Nedeni de Irak ile Azerbaycan arasındaki kültürel ilişkilerin Sovyet döneminde olumlu şekilde temellerinin atılmasıdır. Resul Rıza[2], Bahtiyar Vehapzade, Kasım Kasımzade, Vesim Memmedov, Gazanfer Paşayev ve diğer şair ve yazarların Irak’a gelip gitmeleri iki ülke arasında kültürel ilişkilerin yanı sıra ticari ilişkilere de olumlu yansımıştır. 1960 yıllarında Azerbaycanlı Araştırmacı Yazar Prof. Dr. Gazanfer Paşayev, bir yabancı şirkette tercüman olarak çalıştığı 1962-1966 ve 1972-1975 yılları arasında Irak’ı ve Türkmen bölgelerini karış karış gezmiş ve ülkenin kültürü ile ilgili özellikle de Türkmen dilini, edebiyatını ve folklorunu titizlikle irdelemiştir. Neticesinde “Altı Yıl Dicle-Fırat Sahillerinde” ismini taşıyan ilk eserini yazmıştır. 1985 yılında 30 bin tirajla basılan bu kitap, ikinci baskısını 1987 yılında 130 bin tirajla yaparak tüm Azerbaycan halkını derin bir uykudan uyandırmıştır.[3]
Akabinde, Azerbaycan’da Irak ile ilgili yapılan çalışmalar hız kazanmıştır. 1958-1970 yılları arasında Dr. Sinan Sait, Bakü Devlet Üniversitesinde basın alanında doktora yaparken birçok konuda Azerbaycan aydınları ve kalem erbaplarıyla tanışma fırsatını yakalamıştır. Tanıştığı simalar arasında yer alan, Azerbaycan’ın ünlü kadın seslerinden Nermine Mememdova ile “Evlerinin ögü yonca”, “Altun üzük yeşil qaş”, Her gün akşam olu dallam, dalam” ve “Musalladan Şaturluya yol gider” türkülerinde yapmış olduğu düetleri bugüne kadar hafızlara kazınmıştır. Irak Türkleri’ni Azerbaycan halkına tanıtmakta Kerkük türkülerinin büyük etkisi olmuştur. Ayrıca, 1961 yılında “Qardaşlıq” dergisinin ve 1970 yıllarında Türkçe olarak Bağdat’ta çıkan “Yurt gazetesi”nin Azerbaycan edebiyatına ve dilini de yer vermesi, iki toplum arasında etkileşim olmasını sağlamıştır.
Bugün bizlerin yapmış olduğu çalışmaların temelini burada Irak’tan Sinan Sait ve Abdüllatif Benderoğlu’nun, Azerbaycan’dan ise Gazanfer Paşayev’in çalışmaları, onların ektikleri tohumlar oluşturmuştur. Bizler, onların oluşturdukları kültürel köprülerin ayaklarına eklenen stenleriyiz.
Irak’ta Türkmen Varlığı
2003 yılı öncesinde, Irak Türklerinin tarihi ile ilgili çalışmaların Prof. Dr. Faruk Sümer, Zeki Velidi Togan, Irak Türkmen yazarları Şakir Sabır Zabit, Enver Yakubi, İzzettin Kerkük, Fazıl Demirci, Nefi Demirci, Erşat Hürmüzlü, Abdüllatif Benderoğlu ve bir iki yabancı yazara ek olarak birkaç makalesine rastladığımız üç beş isimden ibaret olduğunu söyleyebilirdik. Irak’ta dikta rejimin ardından, iletişim ve internetin kullanımı ve yayılmasında yaşanan gelişmeler ile demokratikleşme sürecini de dikkate alındığında bugün bu isimlerin yüze hatta bine katlandığını onurla söyleyebiliriz.
Az sayıdaki bazı ilim insanı, yine, Türk/Türkmenlerin menşei hakkında dağınık iddialar ileriye sürmüşlerdir.
Malazgirt Savaşı öncesinde Selçukluların daha çok Irak’ın kuzeyine nüfus ve askerî birlikler sevk ettiği bilinen bir husustur. Abbasi Halifesi I. Muntasır zamanında ordunun Türklerden oluştuğunu; bugün Irak’ın güneyinde “Şii Araplar” diye ikide bir konu edilen unsurların önemli bir kısmının Şah İsmail’in Meraga’dan getirtip yerleştirdiği Azerbaycanlı Türk unsurlar olduğunu tarihî bir gerçek olarak kaydetmeliyiz. Osmanlı Türk’ü, Anadolu’dan buraya Türkmen unsurları kaydırmış; başta Bağdat, Musul, Kerkük, Erbil olmak üzere tüm Irak’ı Türk yurdu olarak görmüştür.[4]
İmadettin Nesimi El–Bağdadi’nin yaşadığı döneme dek (1370–1417 M) yetişen hiçbir Iraklı Türkmen şair ve yazar ismi kaydedilmemiştir. Nesimi’nin eserlerini araştırıp incelersek yaratıcılığı ve ustaca kullandığı çekirdek sözcüklerin olduğunu görebiliriz; kendisinden önce yaşamış onlarca şairin ve yazarın varlığı söz konusudur. Ancak onların kim olduğu ve sözlü edebiyata katkılarının ne olduğu konusu ne Irak Türkmenleri ne de Irak tarihçileri tarafından bugüne kadar aydınlatılmıştır. Ne yazık ki tarihin gizli sayfalarına karışmıştır.
Irak Türkmen edebiyatının yazılı ilk örneklerinden Nesimi’nin (1370–1417 M), Dede Korkut’un ve Fuzuli’nin yazdığı şiirlerin birçoğu Türkmence idi. Nesimi şiirlerini yazdığı yıllarda, Orta Asya ve Azerbaycan’dan Irak’a göç eden Oğuz soylu Türkmenler arasında kullanılan dil; Türk dillerinin Oğuz grubunun, Oğuz-Selçuk yarım grubuna giren telaffuz, morfoloji, sentaks ve şive bakımından hemen hemen Azerbaycan dili aynı şekilde idi.[5]
1534M yılları Osmanlı egemenliğinden ve Nesimi’nin ölümünden sonra 117 yıl devam eden bu durum zamanla farklı yönlere sapmaya başladı. Böylece Irak Türkmen dili ve edebiyatı ikiye bölündü; halk dili Azerbaycan Türkçesinin etkisinde kaldı, yazı dilimiz ise Osmanlıcanın etkisi altında kaldı.[6]
1498–1556 M yıllarında Safevi, Osmanlı dönemlerinde yaratıcılığını sürdüren büyük şair Muhammet Fuzuli, araştırmacılar tarafından yapılan tespitlere göre, çağın en büyük şairlerini ve eserlerini bildiği gibi klasik şiirin bütün sanat gizlerine ve nesir tekniğine, kuruluşuna da hâkim idi.
1563 M yılında Gülşan-ı Şüâra tezkeresiyle şöhret kazanan Fuzuli’nin, çağının büyük edebiyatçısı sayılan ve Fuzuli’nin oğlu Fazli’nin yakın dostlarından olan lirik şair Ahdi’nin yazdıkları edebiyat tarihimiz için önemli belgelerdir. Ahdi’nin babası Şemsi ve yakınlarından biri olan Rendi de şiirlerini bizim dilde yazmıştır. Fazli ise babası Fuzuli gibi şiirlerini üç dilde yazmış ve Âşıkane şiiriyle ün kazanmıştır. O, dilimizde ilk müstezat şiiri yazan şairlerdendir.
Ahdi’nin tezkeresinde, Bağdat ve dolaylarında yaşayan Türkmen şairlerinden tanınmış Hazani ve Zamiri’dir. Esiri takma adıyla şiirlerini yazan Hazani’nin döneminde en görkemli şair olarak tespit edilmiştir. Zamiri ise Leyla ile Mecnun konusunda bir destan yazmıştır. Bağdat ve dolaylarında yetişip yaşayan ve Fuzuli’nin izinden giden Iraklı Türkmen şairler İlmi, Zaidi, Cevheri, Hakiki ve Hadimi’dir.
16.yüzyılda (1548–1605M) Bağdat’ta doğan ve Şam’da vefat eden şair Bağdatlı Ruhi, divan şiirinin ustalarından sayılır ve terkip-ı bendi ile tanınan bir şairdir. Yine 16. yüzyılın sonlarında Bağdat’ta yaşamış Türkmen şairi ve Hattatı Kavsi’nin, Fuzuli’den etkilendiği açıkça şiirlerine yansımıştır. 18. yüzyılda Kerkük’te doğup büyüyen Nevres el-Kadim, 19. yüzyılda Safi Abdullah, 20. yüzyılda Muhyettin Kabil, Mehri, Eset Naip, Hıdır Lütfü, Hicri Dede, Reşit Akif Hürmüzlü, Mehmet Sadık, Celal Rızaefendi, Felekoğlu, Hasan Görem, Osman Mazlum, Nazım Refik Koçak, Ali Marufoğlu, Abdullatif Benderoğlu, Salah Nevres, Nesrin Erbil ve diğerleri Türkmen edebiyatında kendilerini ispat etmişlerdir.[7]
Türkmenlerin Irak’a Yerleşmeleri
Türkmenlerin Irak’a yerleşmeleri çok eskilere dayanır. Selçuklu kuvvetlerinin Türkiye’ye girişi ve günümüze kadar uzayan azametli bir devlete dönüşümlerini hazırlayan süreçten çok önceleri, 674M-54H yılında Emeviler Dönemi’nde, Orta Asya ve Azerbaycan’dan bugün Irak olarak anılan topraklara büyük kitleler hâlinde yerleşmişlerdir.[8] Türkmenlerin, Türkistan topraklarından, Azerbaycan’a; oradan da güneye, güney batıya geçişleri yüzlerce yıl devam etmiştir. Küfe Valisi Haccac Bin Yusuf, Türkmenlerden oluşan bir ordu kurdurmuş, ayrıca onların Basra ve Kut yakınlarına yerleşmelerine rıza göstermiştir.[9]
Türkmen kavramıyla ilgili bu çalışmamamızda muhtelif iddialar üzerinde durmuyoruz. İslamiyet sonrası döneme baktığımızda, Türk Oğuz boylarının çoğunlukla “Türkmen” olarak anıldığını görürüz. Türkmen, dilimizde “yiğit”, “cesaretli” anlamında kullanılmıştır. Zaman içerisinde daha çok Maveraünnehir (Seyhun ve Ceyhun) çizgisinden, batıda Anadolu’ya ve Irak topraklarına yerleşmeye devam ederek ortaya yeni kültürlerin hatta devletlerin çıkmasında öncülük etmişlerdir.
Türkmence (doğru ifadesiyle Türkmen ağzı) Batı Oğuzcanın bir devamı hâlinde günümüzde daha çok Azerbaycan, Türkmenistan, Irak, Suriye ve Doğu Anadolu’nun bazı yörelerinde konuşulan ağızdır ki Irak Türklerinin yazı dili -Gökâlp’in tabiriyle- “İstanbul Türkçesidir.” 54 Hicri yılında bu toprakları vatan tutmaya devam ettikleri, 1055’te Büyük Selçuklu Hakanı Tuğrul Bey adına Bağdat’ta hutbe okunmasıyla başlayan Türkmen hâkimiyeti bin yıla yakın (1918’e kadar) devam etmiştir.
Türk/Türkmen boyları Irak topraklarında Celayirliler, Selçukluların bir kolu olarak (Erbil’de), Atabeyler (Musul ve çevresinde), Kıpçak oğulları (Kerkük’te), Akkoyunlular ve Karakoyunlular devlet ve beyliklerini kurmuşlardır. Osmanlı varlığını sona erdiren İngiliz işgali ve ardından kurulan kukla devlet, Irak’ta Türkmen varlığını tanımamıştır. 1918’den bugüne kadar yüzyıldır; yönetimler, şu veya bu şekilde rejimler değişmiş ama Türkmen varlığı, zaman zaman kâğıt üzerinde haklar verilse de görmezden gelinmiştir. Nüfusu üç milyonu aşkın olan Türk’ün/Türkmen’in siyasi, sosyal ve kültürel haklarından gerçekte bugün de söz edilmiyor. Periyodik olarak yapılan katliamlara girmesek dahi, belirtilen gerçeklerle Irak’taki Türkmen mevcudu 5 milyondan fazladır.
Irak’ta kuzeyden Telafer, Musul, Erbil, Altunköprü, Kerkük, Tezehurmatu, Dakuk, 70 civarında Bayat köyü, Tuzhurmatu, Kifri, Hanakin, Karatepe, Bağdat, Aziziye ve Kerbela Necef’a kadar uzanan şehirlerde yaşayan Türkmenlerin çoğu iyi eğitim almıştır. Türkmen nüfusunun üçte biri üniversite mezunudur. Türkmen varlığının önemli kısmı şehir ve kasabalarda yaşamaktadır. Türk edebiyatının, kültürünün pek çok değerli ismi bu topraklarda yetişmiştir. Bugün, Türkmenlerin yaşadıkları bölgeye “Türkmeneli” adı verilmiştir.
***
Kaynakça
[1] Küzeci, Şemsettin (2006) Kerkük Şairleri. DGTYB yayınları, Ankara
[2] Resul Rıza, “Uzak ellerin yakın töhfeleri”. Kardaşlık dergisi, Bağdat 1969 s,
[3] Gazanfer Paşayev, “Altı Yıl Dicle-Fırat Sahillerinde”. Bakü, 1985 ve 1987
[4] Metin Erendor, “Irak Türkmenleri Tarihi”, Mersin belediyesi Yayınları (29). Kayseri 2018
[5] Şemsettin Küzeci “Kerkük Şairleri”. Ankara 2006 ve 2007
[6] Abdüllatif Benderoğlu, Irak Türkmen edebiyatına bir bakış, 1. Cilt, Bağdat 1989
[7] a,g,k, (6, A. Benderoğlu).
[8] Taberi. “Milletler ve Hükümetler Tarihi”, Kahire 1939, c:4 s, 221
[9] İbrahim Dakuklu, “Irak Türkmenmleri”. Güven Yayınları, Ankara 1970
