Irak Türkmenleri ve Kara Yıllar
300 Bin Türkmen, Baas Rejiminin Kurbanı
Yazan: Ali BAYATLI – Bağdat
Biliyor musunuz?
1970 ile 2003 yılları arasında, uluslararası resmi kuruluşların verilerine göre, Baasçı diktatör rejim nedeniyle yaklaşık 300 bin Irak Türkmeni hayatını kaybetti, 1,5 milyondan fazla Türkmen ise göç etmek zorunda kaldı. Belki buna inanmak zor olabilir; ancak işte belgeler, rakamlar ve kaynaklarla gerçekler…
Irak, 1970’li yıllardan 2003 sonrası döneme kadar yalnızca ardı ardına yaşanan siyasi krizlerle karşı karşıya kalmadı. Aynı zamanda modern Orta Doğu tarihinin en büyük insani felaketlerinden birini yaşadı. Otuz yılı aşkın bir süre boyunca, Saddam Hüseyin liderliğindeki Baas rejimi altında Irak devleti; savaşların, baskının, idamların, ambargoların ve toplumsal çöküşün merkezi haline geldi. Iraklı kurbanların sayısı, dünya tarihinde kısa bir zaman diliminde tek bir bölgede görülen en yüksek rakamlardan biri oldu.
1970’ten 2003’e kadar süren bu karanlık dönemde Irak Türkmenleri de acının, kaybın ve trajedinin en ağır bedellerini ödeyen topluluklardan biri oldu.
Irak halkı ve özellikle Türkmenler; tek adam kültüne dayanan, güvenlikçi anlayışla yönetilen ve devleti tamamen askerileştiren bir siyasetin bedelini ağır şekilde ödedi. Sonuç olarak milyonlarca Iraklı; öldürülen, kaybolan, tutuklanan, sakat kalan ya da ambargo, göç ve sosyal çöküş nedeniyle mağdur olan insanlar haline geldi. Bunlar sadece rakamlardan ibaret değildi. Her biri bir insan hayatıydı; dağılan aileler, yıkılan şehirler ve normal bir yaşam hakkı elinden alınan nesillerdi.
Baas Partisi iktidarını sağlamlaştırdığı ilk yıllardan itibaren siyasi rakiplerini sistematik biçimde tasfiye etmeye başladı. 1968’den sonra, özellikle 1970’li yıllarda; Irak’taki muhalif siyasi hareketler, milliyetçi oluşumlar, Kürt ve Türkmen teşkilatları geniş çaplı tutuklama, idam ve güvenlik baskılarına maruz kaldı. İnsan hakları kuruluşları ve tarihsel araştırmalar, o dönemde on binlerce Iraklının cezaevlerine gönderildiğini, binlercesinin ise idam edildiğini ya da zorla kaybedildiğini ortaya koymaktadır. Uluslararası raporlar, Irak güvenlik kurumlarının sistematik işkenceyi ve siyasi infazları tek parti yönetimini korumanın temel aracı olarak kullandığını belgelemektedir.
Ancak asıl büyük felaket 1980 yılında Irak’ın İran ile savaşa girmesiyle başladı. Eylül 1980’den Ağustos 1988’e kadar tam sekiz yıl süren İran-Irak Savaşı, 20. yüzyılın insan hayatını en çok tüketen savaşlarından biri olarak kabul edilmektedir. Uluslararası ansiklopediler ve araştırmalara göre savaşta her iki taraftan toplam ölü sayısı yarım milyonu aşarken, bazı araştırmalar bu rakamı bir milyondan fazla ölü, kayıp ve esir olarak göstermektedir.
Irak’ın kayıplarına ilişkin yüksek tahminler; askeri araştırmalar, Batılı gazeteler ve stratejik araştırma merkezlerinde 300 bin ile 500 bin arasında Iraklının öldüğünü, ayrıca 700 binden fazla kişinin yaralandığını veya sakat kaldığını belirtmektedir. Bazı raporlara göre savaş boyunca bir milyondan fazla Iraklı cephelerde görev yaptı. Bu da neredeyse tüm Irak toplumunun doğrudan veya dolaylı biçimde savaşın içine sürüklendiğini göstermektedir.
Bu kayıplar yalnızca askerlerle sınırlı değildi. Irak’ın sınır şehirleri sürekli bombardımana uğradı, binlerce sivil karşılıklı füze saldırılarında hayatını kaybetti. Devasa askeri harcamalar nedeniyle ekonomik sektörlerin büyük bölümü çöktü. Ekonomik değerlendirmeler, Irak’ın savaş süresince doğrudan ve dolaylı olarak 450 milyar dolardan fazla zarar ettiğini ve sonrasında ağır bir borç krizine sürüklendiğini göstermektedir.
1990 yılında Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgal etmesi ise Irak’ı yeni bir büyük felakete sürükledi. Bu karar ülkeyi uluslararası bir savaşın içine çekti. 1991 Körfez Savaşı sırasında Irak, askeri ve sivil altyapıyı hedef alan tarihin en ağır hava bombardımanlarından birine maruz kaldı. Çeşitli tahminlere göre Irak ordusundan ölenlerin sayısı 25 bin ile 100 bin arasında değişirken, binlerce sivil de doğrudan bombardımanlar ve temel hizmetlerin çökmesi nedeniyle hayatını kaybetti.
Savaşın ardından Mart 1991’de Irak’ın güneyi ve kuzeyinde halk ayaklanmaları başladı. Rejim bu ayaklanmaları son derece sert yöntemlerle bastırdı. Avrupa ve Irak kaynaklı insan hakları raporları, on binlerce kişinin idam edildiğini veya kaybolduğunu, daha sonra yüzlerce toplu mezarın ortaya çıkarıldığını belirtmektedir. Bazı tahminlere göre yalnızca 1991 ayaklanmalarından sonra kaybolan veya infaz edilenlerin sayısı 100 bini aşmıştır.
1991 ile 2003 yılları arasında Irak, uluslararası ekonomik ambargo dönemine girdi. Bu süreç, modern Irak tarihinin en trajik dönemlerinden biri oldu. Ambargo nedeniyle sağlık sistemi, ekonomi ve eğitim neredeyse tamamen çöktü. Gıda ve ilaç eksikliği yüz binlerce Iraklının ölümüne neden oldu.
Birleşmiş Milletler ve çeşitli uluslararası kuruluşların raporlarına göre, özellikle çocuk ölümleri korkutucu boyutlara ulaştı. Yetersiz beslenme, ilaç eksikliği ve kirli su nedeniyle yüz binlerce Iraklı çocuk hayatını kaybetti. Uluslararası raporlarda, ambargo nedeniyle doğrudan veya dolaylı olarak ölen Iraklıların sayısının bir milyonu geçtiği ifade edilmektedir.
Bu yıllarda Irak’ın orta sınıfı neredeyse tamamen yok oldu. Açlık, yoksulluk ve sağlık sorunları toplumun her kesimine yayıldı. Bir zamanlar bölgenin en güçlü sağlık ve eğitim sistemlerinden birine sahip olan Irak, ağır bir insani çöküş yaşamaya başladı. Irak halkı her gün açlık, hastalık ve yavaş ölüm arasında yaşam mücadelesi verdi.
2003 yılında Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde başlayan savaş ise “Irak’ın özgürleştirilmesi” adıyla sunuldu. Ancak Saddam rejiminin düşmesinden sonra Irak’a barış değil, büyük bir devlet çöküşü geldi. Devlet kurumları dağıldı, mezhep çatışmaları, terör saldırıları, suikastlar ve güvenlik kaosu ülkeyi sardı.
Çeşitli araştırmalara göre, 2003 sonrası dönemde yüz binlerce Iraklı sivil hayatını kaybetti. Bazı akademik çalışmalar ise savaş, güvenlik çöküşü ve sağlık krizleri nedeniyle toplam can kaybının 600 bin ile bir milyon arasında olabileceğini belirtmektedir.
Bu süreçte günlük bombalı saldırılar, toplu katliamlar ve zorunlu göçler yaşandı. Daha sonraki yıllarda DEAŞ terör örgütü ortaya çıktı ve Musul, Telafer, Selahaddin, Enbar ve diğer bölgelerde korkunç katliamlar gerçekleştirdi.
1970’lerden 2003 sonrası döneme kadar Irak’ın yaşadığı toplam insani kayıplar bir araya getirildiğinde ortaya çıkan tablo dehşet vericidir. İran-Irak Savaşı’nda 300 bin ile 500 bin arasında ölüm, 1991 Körfez Savaşı’nda 25 bin ile 100 bin arasında kayıp, halk ayaklanmalarının bastırılmasında 100 binden fazla kurban, ambargo nedeniyle bir milyondan fazla ölüm ve 2003 sonrası dönemde yüz binlerce insanın hayatını kaybetmesi… Tüm bu rakamlar Irak tarihinin en ağır insani trajedisini oluşturmaktadır.
Uluslararası araştırmalar ve Birleşmiş Milletler raporlarına göre Irak’ın toplam insani kayıpları; savaş, ambargo, baskı, sağlık sistemi çöküşü ve güvenlik krizleri dahil edildiğinde yaklaşık üç milyon insana ulaşmaktadır. Bu rakam yalnızca doğrudan öldürülenleri değil; hastalık, açlık, sağlık hizmetlerinin yokluğu ve altyapının çökmesi nedeniyle hayatını kaybeden dolaylı kurbanları da kapsamaktadır.
Irak Türkmenleri ise bu büyük trajedinin merkezindeki halklardan biri oldu. Irak nüfusunun yaklaşık yüzde 10’unu oluşturan Türkmenler, bütün savaşlarda ve baskı süreçlerinde ağır kayıplar verdi.
İran-Irak Savaşı sırasında on binlerce Türkmen askerin Irak ordusu içinde hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. Özellikle Saddam rejiminin Türkmenleri ön cephelere sürmesi, Türkmen bölgelerinin yoğun asker vermesi nedeniyle kayıplar daha da arttı. Telafer, Kerkük ve Tuzhurmatu gibi şehirler savaşta en fazla evladını kaybeden bölgeler arasında yer aldı. Türkmenler aynı zamanda siyasi tutuklamalar, baskılar ve idamlarla da karşı karşıya kaldı.
Ambargo yıllarında Türkmen şehirleri de diğer Irak şehirleri gibi ağır yoksulluk ve sağlık krizleri yaşadı. Binlerce Türkmen çocuk ve hasta insan ilaç ve gıda eksikliği nedeniyle hayatını kaybetti.
2003 sonrası dönemde ise özellikle Telafer, Tuzhurmatu ve Kerkük gibi Türkmen bölgeleri; bombalı saldırılar, terör olayları ve silahlı çatışmaların en yoğun yaşandığı alanlar haline geldi. Binlerce Türkmen öldürüldü veya yaralandı, çok sayıda aile göç etmek zorunda kaldı.
Nüfus oranına göre yapılan değerlendirmelerde, savaşlar, baskılar, ambargolar ve zorunlu göçler nedeniyle hayatını kaybeden ya da kaybolan Irak Türkmenlerinin sayısının yaklaşık 300 bine ulaştığı ifade edilmektedir. Ayrıca 1970 ile 2002 yılları arasında yaklaşık 1,5 milyon Türkmenin Irak’tan Türkiye, İran ve Avrupa ülkelerine göç etmek zorunda kaldığına dair araştırmalar bulunmaktadır.
Bilimsel ve demografik açıdan bakıldığında ise kayıp yalnızca doğrudan hayatını kaybeden insanlarla sınırlı değildir. Çünkü her toplum doğal bir nüfus artışına sahiptir. Yıllık %5 nüfus artışı esas alınarak yirmi beş yıllık süreç hesaplandığında, bugün bu kaybedilen insanların sayısının bir milyonu aşabileceği görülmektedir. Bu durum, Irak Türkmenlerinin yalnızca insan kaybı yaşamadığını; aynı zamanda bilimsel, kültürel, sosyal ve ekonomik açıdan da büyük bir potansiyeli kaybettiğini göstermektedir.
Buna ek olarak yaklaşık bir buçuk milyon Türkmenin göç etmek veya yerinden edilmek zorunda kalması, yaşanan trajedinin boyutlarını daha da ağırlaştırmaktadır. Çünkü zorunlu göç yalnızca insanı toprağından ayırmaz; aynı zamanda hafızasını, aidiyet duygusunu ve huzurunu da elinden alır. Böylece vatan, göç eden insanların kalbinde hiç dinmeyen bir özleme dönüşür.
Ancak tüm bu acılara rağmen Irak Türkmenleri; kimliklerine, kültürlerine ve dillerine sahip çıkmayı sürdürmüştür. Çünkü hafızasını koruyan milletler, yeniden ayağa kalkmayı da başarır. Bu nedenle bu rakamları hatırlamak; kin veya intikam çağrısı değil, tarihsel gerçeği koruma, mağdurların hatırasını yaşatma ve benzer acıların bir daha hiçbir halka yaşatılmaması adına insani ve ahlaki bir sorumluluktur.
Irak’ın ve özellikle Türkmenlerin yaşadığı bu felaket yalnızca savaşlardan ibaret değildi. Bu süreç aynı zamanda insan değerinin yıkılışıydı. Bu rakamların her biri; bir anne, bir baba, bir çocuk ya da basit bir yaşam hayali kuran bir gençti. Ancak diktatörlük, savaşlar ve yanlış siyasi kararlar Irak’ı; bedelini kanla ödeyen bir ülkeye dönüştürdü. Türkmen nesilleri savaş, açlık, korku ve göç arasında kayboldu.
………………….
Kaynaklar:
Bu çalışma; Irak savaşları, Baas rejiminin suçları ve son on yıllarda Irak halkının uğradığı insani kayıpları ele alan çok sayıda uluslararası tarihî, insan hakları ve akademik kaynağa dayandırılmıştır. Başlıca kaynaklar şunlardır:
1 — Siyasi infazlar, toplu mezarlar, 1991 halk ayaklanmasının bastırılması ve eski Irak rejiminin işlediği insan hakları ihlallerine ilişkin özel raporlar.
2 — İran-Irak Savaşı ve bu savaşın askerî ile insani kayıplarına dair tarihî bilgiler ve istatistikler.
3 — 1991 Körfez Savaşı’ndaki Iraklı askerî ve sivil kayıplara ilişkin araştırmalar ve raporlar.
4 — 2003 sonrası Iraklı sivil ölümlerini belgeleyen bağımsız veri tabanları.
5 — 2003 Irak Savaşı sonrası meydana gelen ölümler ve yüksek insani kayıp tahminleri üzerine akademik çalışmalar.
6 — Irak’taki savaşların ve ambargonun sağlık ile insani etkilerine ilişkin araştırmalar.
7 — 1991–2003 yılları arasındaki ekonomik ambargo döneminde Iraklı çocuk ölümleri hakkında yayımlanan raporlar.
8 — Irak’a uygulanan uluslararası yaptırımlar, ambargo ve insani kayıplarla ilgili Birleşmiş Milletler belgeleri ve insani raporlar.
9 — Eski Irak rejiminin suçları ile Kürtlere, Şiilere ve Türkmenlere yönelik ihlalleri konu alan Avrupa merkezli raporlar.
10 — Özellikle Enfal, Halepçe ve siyasi infaz davalarına ilişkin eski rejim mahkeme dosyaları.
11 — Rejimin devrilmesinden sonra ortaya çıkarılan toplu mezarlara ilişkin belgeler.
12 — Arapça, İngilizce, Türkçe ve Farsça dillerinde yayımlanmış çok sayıda kitap, akademik çalışma ve tarihî araştırma. Bu çalışmalar şu konuları kapsamaktadır:
* İran-Irak Savaşı
* 1991 Halk Ayaklanması
* Ekonomik Ambargo
* Irak Türkmenlerinin uğradığı kayıplar
* Baas Partisi’nin askerî ve güvenlik politikaları
