Ali BAYATLI-Bağdat / İran ile İsrail arasında patlak veren savaşın ardından, Irak bir kez daha güvenliğini ve istikrarını tehdit eden bölgesel bir krizin tam ortasında buldu kendini. Coğrafi konumu ve siyasal dengeleri nedeniyle, Irak hükümeti çatışmalardan uzak durmayı amaçlayan, dengeli ve egemenliğini koruyan bir tutum sergilemek zorundaydı.
Krizin ilk anlarından itibaren Irak hükümeti ve Başbakanlık makamı, topraklarının ve hava sahasının hiçbir şekilde askeri operasyonlara sahne olmayacağını açıkça belirtti. Yapılan açıklamada, “Irak, herhangi bir ülkeye yönelik saldırılar için üs veya geçiş noktası olmayacaktır” denilerek, tüm tarafların Irak’ın egemenliğine saygı duyması gerektiği vurgulandı. Bu tutumu somut adımlarla destekleyen hükümet, özellikle İran’a yönelik saldırılarda Irak hava sahasının kullanılmasını önlemek için çeşitli önlemler aldı.
Aynı süreçte Irak Dışişleri Bakanlığı da dikkat çekici bir şekilde aktif oldu. Bakanlık, İsrail’in İran’a yönelik hava saldırılarını açıkça kınayan bir dizi açıklama yayımladı ve bu saldırıların uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Anlaşması’na aykırı olduğunu belirtti. Ayrıca Bağdat yönetimi, İsrail savaş uçaklarının Irak hava sahasını ihlal ettiğini gerekçe göstererek Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne resmî bir şikâyette bulundu.
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, yaptığı birçok açıklamada Irak’ın “uluslararası hesaplaşmaların arenası olmasına kesinlikle karşı olduğunu” ifade etti. Hükümetin, ülkedeki silahlı gruplar üzerinde baskı kurarak, İsrail’e yönelik saldırıların Irak topraklarından başlatılmasını engellemeye çalıştığını belirtti. Hüseyin ayrıca, “Irak’ın iç meseleleri yalnızca Irak halkını ilgilendirir” diyerek, ülkenin ulusal güvenliğinin bu karmaşık bölgesel denklem içinde tartışmaya açık olmadığını vurguladı.
Parlamento cephesinde ise, Meclis Başkanı Mahmud Meşhedani yaşananları “bölge için yeni bir felaket” olarak nitelendirdi ve çatışmaların Irak, Suriye ve Lübnan gibi başka ülkelere sıçramaması için Arap ve İslam dünyasını acil harekete geçmeye çağırdı. Önde gelen siyasi bloklar, Arap Parlamentosu ya da Arap Birliği’nin olağanüstü bir oturum düzenlemesi çağrısında bulunarak, bölge güvenliğinin korunmasında ortak mekanizmaların devreye alınması gerektiğini savundu.
Öte yandan, hükümetle yapılan iç güvenlik ve siyaset temelli anlaşmalar neticesinde, İran’a yakın bazı silahlı gruplar İsrail’e yönelik saldırılarını durdurduklarını açıkladı. Bu adım, Irak’ın çatışmanın dışında kalması yönünde oluşan ulusal uzlaşıyı gösteriyor. Ancak Irak’ın, her şeye rağmen Filistin davasına desteğini ve İsrail işgaline olan karşıtlığını sürdüreceği vurgulandı.
Diplomatik cephede ise Bağdat, İran ile olan yakın ilişkilerini; ABD ve Avrupa ülkeleriyle yürüttüğü diyalogları bir araya getirerek çatışmayı yatıştırma çabası içine girdi. Irak’ın topraklarının bir savaş sahasına dönüşmemesi için yoğun diplomatik temaslarda bulunduğu gözlendi.
Tüm bu çabalara rağmen, halk arasında ve siyasi çevrelerde kaygılar dinmiş değil. İsrail’e ait savaş uçaklarının bölgedeki hava sahalarını kullanmaya devam ettiği yönündeki iddialar ve Irak sınırlarına yakın bölgelerde yeni saldırıların gerçekleşebileceğine dair endişeler sürüyor.
Sonuç olarak, Irak hükümeti bu krize karşı dengeli, net ve egemenliğini ön planda tutan bir politika izledi. İç güvenliği sağlamak için kararlı bir duruş sergileyen hükümet, ülkenin dış güçlerin çatışmalarına kurban gitmesine izin vermedi. Ancak bölgede artan gerilimler ve dış baskılar göz önüne alındığında, bu dengeli pozisyonu sürdürmek hiç de kolay olmayacak.
