İlk Erbain Ziyaretini Gerçekleştiren Büyük Sahâbî: Câbir bin Abdullah el-Ensârî
Ali BAYATLI
Büyük sahâbî Câbir bin Abdullah el-Ensârî’nin, Hz. Hüseyin’in (a.s.) kabrine yaptığı ziyaret, Kerbelâ Vakası’nın ardından Erbain gününde gerçekleştirilen ilk meşhur ziyaret olarak kabul edilmektedir. Câbir, Hz. Hüseyin’in, Ehl-i Beyti’nin ve vefalı dostlarının Muharrem ayının onuncu gününde şehit edilmelerinden kırk gün sonra, Hicrî 61 yılının 20 Safer günü, Milâdî 680 yılında Kerbelâ’ya ulaşmıştır.
Câbir bin Abdullah el-Ensârî, Resûlullah’ın (s.a.a.) önde gelen sahâbîlerinden biriydi. Hz. Hüseyin’i çocukluğundan itibaren tanımış, onun Hz. Peygamber’in yanındaki değerine ve yüksek makamına bizzat şahit olmuştu. Resûlullah’ın Hz. Hüseyin hakkında söylediği en meşhur hadislerden biri şöyledir:
“Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim. Hüseyin’i seveni Allah da sevsin. Hüseyin, ümmetlerden bir ümmettir.”
Hz. Peygamber, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin hakkında da şöyle buyurmuştur:
“Hasan ve Hüseyin, cennet gençlerinin efendileridir.”
Câbir’e bu tarihî yolculuğunda, hadis râvisi ve tefsir âlimi olarak tanınan tâbiîlerden Atıyye bin Sa‘d el-Avfî eşlik etmiştir. Câbir o sırada oldukça ilerlemiş bir yaştaydı. Görme yetisi büyük ölçüde zayıflamıştı; bazı rivayetlerde ise gözlerini tamamen kaybettiği belirtilmektedir.
Kerbelâ’ya ulaştığında önce Fırat Nehri’nin kıyısına giden Câbir, burada gusletti. Ardından bir örtüyü beline bağladı, diğerini omuzlarına aldı ve yanında getirdiği sa‘d kokusundan süründü. Daha sonra Allah’ı zikrederek Hz. Hüseyin’in kabrine doğru yürümeye başladı. Kabre ulaşıncaya kadar Atıyye’nin yardımından yararlandı.
Câbir, kabre yaklaştığında Atıyye’den elini tutarak mezarın üzerine koymasını istedi. Eli Hz. Hüseyin’in kabrinin toprağına dokunur dokunmaz, yaşadığı derin üzüntüye dayanamayarak bayıldı. Atıyye yüzüne su serpince kendine geldi ve hüzünle üç kez seslendi:
“Yâ Hüseyin… Yâ Hüseyin… Yâ Hüseyin…”
Ardından Hz. Hüseyin’e şu sözlerle hitap etti:
“Sevgilisine cevap vermeyen bir sevgili! Sen nasıl cevap verebilirsin ki damarların kesilmiş, kanın bedenine akmış ve başın bedeninden ayrılmıştır…”
Daha sonra Câbir, Kerbelâ şehitlerine ve Hz. Hüseyin’in vefalı dostlarına selâm verdi. Kendisinin ve yanında bulunanların da şehitlerin uğruna can verdikleri yolda onlara ortak olduklarını söyledi.
Atıyye buna şaşırarak, kendilerinin savaşa katılmadıklarını, kılıç kullanmadıklarını ve şehitlerle birlikte hiçbir vadiyi aşmadıklarını hatırlattı. Oysa Hz. Hüseyin’in dostlarının başları bedenlerinden ayrılmış, eşleri dul, çocukları ise yetim bırakılmıştı. Bu durumda onların elde ettiği sevaba nasıl ortak olabileceklerini sordu.
Câbir, Resûlullah’tan (s.a.a.) naklettiği şu hadisle cevap verdi:
“Bir topluluğu seven kimse, onlarla birlikte haşredilir. Bir topluluğun yaptığı işi seven kimse de onların ameline ortak olur.”
Ardından kendi niyetinin ve arkadaşlarının niyetinin, Hz. Hüseyin ile ashabının uğrunda şehit oldukları hak dava üzerinde bulunduğunu açıkça ifade etti.
Böylece Câbir bin Abdullah el-Ensârî’nin adı, 20 Safer ve Erbain ziyaretiyle özdeşleşti. Onun ziyareti, İslâm hafızasında Hz. Hüseyin’in kabrine Erbain gününde gerçekleştirilen ilk meşhur ziyaret olarak yerini aldı. Görme yetisini büyük ölçüde kaybetmiş yaşlı bir sahâbî olarak Atıyye’nin eline tutunmuş, elini Hz. Hüseyin’in kabrinin toprağına koymuş, onu hüzünle çağırmış ve Kerbelâ şehitlerine selâm vermiştir. Böylece hem yaşanan büyük facianın ağırlığına hem de Hz. Hüseyin’in yüce makamına şahitlik etmiştir.
Bugün milyonlarca insanın Hz. Hüseyin’in kabrini ziyaret etmesinin temelinde de Resûlullah’ın onun hakkındaki sözlerini bilmeleri ve ahirette cennet gençlerinin efendisi Hz. Hüseyin ile birlikte haşredilme arzuları bulunmaktadır. Çünkü Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
“Hasan ve Hüseyin, cennet gençlerinin efendileridir.”
Allah’ım, bizleri cennetin ve cennet gençlerinin efendisi Hz. Hüseyin ile birlikte haşreyle.
…………………………………..
Kaynaklar
Maktelü’l-Hüseyin, Muvaffak el-Hârizmî e-Hanefî, Cilt 2, s. 189–192.
Yenâbîu’l-Mevedde li-Zevi’l-Kurbâ, Süleyman el-Kundûzî el-Hanefî, Cilt 2, s. 353.
el-Âsârü’l-Bâkiye ani’l-Kurûni’l-Hâliye, Ebû Reyhân el-Bîrûnî, s. 331.
Acâibü’l-Mahlûkāt ve Garâibü’l-Mevcûdât, Zekeriyyâ el-Kazvînî, s. 67.
