BİRİNCİ KÖRFEZ SAVAŞI ANILARIMDA
Şemsettin Küzeci
Gerekçeleri ne olursa olsun, 1991 yılı 17–18 Ocak gecesi ABD’nin Irak’a saldırısından sonra ülkenin 15 şehrinde ayaklanma gerçekleşti. Kerkük Şehri de bu ayaklanmadan payını aldı. Ama halkına çok pahalıya mal oldu… “Birinci Körfez Savışı” adı verilen olaylarda askeri (Vatani) görevimi yapmaktaydım… Irak’ın Kuzeyi Süleymaniye şehrine bağlı “Derbendihan” ilçesi yakınlarında konuşlanan 40. Tümende Beden Eğitimi Öğretmeni olarak görevindeydim.
3 Mart 1991 akşamı sorumlu Subayımız “Yüzbaşı Musanna Rabi El-ANİ”, bize talimat vererek, hem toparlanın Tümen hareket ediyor… Nereye sorduğumuzda, “ben de bilmiyorum” cevabını aldık!
Apar topar hazırlandık, beden eğitim olmamıza rağmen bizi idari birime çağırdılar orada birer “Kelaşinkov” zimmetimize verdiler. Aldık ama bu işin âmâsı da yok, maması da daha sonra anladık… Neise mermilerimizi de alıp savaşçı bir asker gibi kendimizi hazırlamaya mecbur kaldık.
Benimle “Kerkük- Tisin semtinden fakülteden beraber olan. Abdülhekim Ekber isminde bir Türkmen ve yine Fakülteden arkadaşım ve Kerkük Futbol takımında beraber oynadığım Kürt arkadaşım Latif Muhammet Hasan ve Musul’dan Hani isminde bir Arap arkadaşlarım da bulunuyorlardı. O Arap arkadaşımız Tümenin İnzibatı idi. Bizim Yüzbaşı da hem “Beden Eğitimi” subayı hem de İnzibat sorumlusu (Amir İnzibat) idi. İnzibat olan Hani arkadaşımızın zimmetinde iki tutuklu Kürt bulunmakta idi. İkisi de Asker kaçağı…
Akşama doğru üstü çadırla örtülü kamyonlar geldi. Tümen tamamıyla 20 kamyona yüklendik. Yola çıktık. Ama nereye gidiyoruz. Kimse bilmiyor. Çünkü kimse dışarıyı görmüyor. Üstelik gece de geldi üstümüze. Bu durum böyle devam etti.
Ta gece yarısı bir Lokanta’da durduk. 30 dak. Süre tanıdılar. Nerde olduğumuzu öğrendik. Bağdat- Kut karayolu üzerinde olduğumuzu öğrendik. Yemeğimizi yedikten sonra lokanta önünde birisi bana yaklaştı. Başında askeri şapka yok, ayağında da normal ayakkabı… Türkmence, siz Şemsettin değil misiniz? Sordu. Evet, benim dedim. Ne yapıyorsunuz burada. Nereye gittiğimizi bilmiyorum. Ya siz kimsiniz sordum? Beni Lokanta’nın yan tarafına çekti. Ben Yüzbaşı Abdüsselam… Sizinle eskiden top oynardık…
Ben o telaş içinde genç subayı Türkmen arkadaşımı bir türlü çıkaramadım. Ama yüzbaşı deyince evet demek zorunda kaldım… Ya Şemsettin siz nereye gittiğiniz biliyor musunuz sorusunu tekrar hayretle sordu? Yok dedim. Bak bana dedi. Başımda beriye, ayağımda postal yok, askeri kimliğimizi elimizden alıp parçaladılar.
Anladığın ben İmara’dan (Misan- Bağdat’ın Güneyinde bir şehir) geliyorum. Orayı İran’dan gelenler kontrol altına aldılar. Asker ve Hükümet kalmadı. Her şey onların kontrolüne geçti. Bizleri İran’dan aşağı inen (Hizbul Dava-Dava Partisi) gurubu yakaladı. Türkmen olduğumu deyince beriyemi, postalımı ve kimliğimi aldılar. Git buralarda durma dediler. İşte ben oradan dönüyorum. Ya sen de hemen gel benimle dön. Gitme. İşte sizleri oraya götürüyorlar.
Bana hayal gibi geldi. İçten Allah Allah çağırdım. Ya ben nasıl karar veriyim. Bu arada Arkadaşımın arabası kalktı gitti. Benim de içime bir kurt girdi. Bizim de mola süremiz dolunca düdükler çalındı. Herkes inek gibi kamyonlara bindi. Tekrar hareket ettik. Sabah saat 5 sularında bir Askeri Kışlaya girdik. Gün açıncaya kadar kamyonlar içinde yani olduğumuz yerde kestirdik. Sabah oldu sayım yapıldı. Bize, Kışlada bir yer gösterdiler, yanımızda da 2 tutuklu Kürd’ü verdiler. Bizi Tümenin “Halfi” si olarak bıraktılar. 3 günlük erzak verip aşağı Misan’a doğru gittiler. Bu arada I. Körfez Savaş haberlerini küçük bir radyomuzdan takip ediyoruz. O sırada da inandığımız ve takip ettiğimiz radyolar “Savut Amerika- Londra ve Montikarlo” radyolarından son olayları ve bir yandan da Irak radyosundan da Tümenimizin hareket güzergâhlarını da ve ne durumda olduğunda takip ediyoruz. Devamı vardır..
Kut, 10 Mart 1991
***
