Skip to content
22 Nisan 2026
  • Facebook
  • Twitter
  • Youtube
  • Instagram
IRAK TÜRKLERİNİN BAĞIMSIZ SİYASİ GAZETESİDİR

IRAK TÜRKLERİNİN BAĞIMSIZ SİYASİ GAZETESİDİR

Özgür Basın, Özgür Toplum

Sosyal medya hesaplarımız

  • Facebook
  • Twitter
  • Youtube
  • Instagram
Primary Menu
  • HABERLER
    • Akademik Makaleler
    • Arapça
    • Azerbaycan
    • Basın
    • Dünya
    • Editörden
    • İngilizce
    • Kitap
    • Kültür – Sanat
    • Türkiye
  • Yazarlar
  • Multimedya
  • Kütüphane
  • Kültür – Sanat
  • Röportajlar
  • Genel Tanıtım
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Türkmeneli’ni Tanıyalım
  • Kerkük Türküleri
  • Kerkük Kültür Derneği
  • Kitaplarımız
  • İletişim
  • Home
  • Yazarlar
  • Abdulkadir Hacıoğlu’nun Hikâye Anlayışı Üzerine Birkaç Söz
  • Akademik Makaleler
  • Dr. Mehmet Ömer Kazanci
  • Yazarlar

Abdulkadir Hacıoğlu’nun Hikâye Anlayışı Üzerine Birkaç Söz

Mehmet Ömer KAZANCI 22 Ocak 2026
kazancı

Abdulkadir Hacıoğlu’nun Hikâye Anlayışı Üzerine Birkaç Söz

 Mehmet Ömer Kazancı

Türkmen hikâyeciliğini izleyenler, sanırım ki, Abdulkadir Hacıoğlu’nu yakından tanırlar. 2002 yılından bu yana Türkmen edebiyatına beş hikâye kitabı kazandırmıştır. Bunlar sırasıyla şunlardır:

  1. 1. “Memleketimden Hikâyeler: Dertleşmek”, 2002, Türkmen Enformasyon Dairesi, Erbil.
  2. 2. “Memleketimden Hikâyeler: Adalet Divanı”, 2006, Doğramacı Kültür Vakfı, Erbil.
  3. 3. “Kralın Sonu”, 2022, Türkmeneli Basın Ajansı, Erbil.
  4. 4. “Mezarlık Krallığı”, 2023, Gece Kitaplığı Yayınevi, Ankara.
  5. 5. “Devekuşu Yumurtası”, 2025.

Bu son iki kitapta yazarın yeni yazdığı hikâyelerle birlikte daha önceden yayımlamış olduğu kitaplardan derlenen kimi hikâyeler bulunmaktadır. Gerek bu son kitapta, gerekse de daha öncekilerde yer alan hikâyeler; alaylı bir üslup ve eleştirel bir ifade ile kaleme alınmıştır. Her biri, farklı bir tema üzerinden, siyasi sistemin adaletsizliklerini, yolsuzluklarını ve toplumdaki cehaleti, yozlaşmaları sorgulamaktadır. Hem bireysel hem toplumsal alanda farkındalık yaratmak isteyen, düşündürürken acı bir tebessüm bırakan metinlerdir. Ayrıca yer yer öğretici, öğüt verici nitelikler taşımaktadır. Zaten Abdulkadir Hacıoğlu’nun hikâyeciliğinde en önemli özellik budur: Sorgulamak konusuna odaklanmak ve bu yöntemle okurun dikkatini, hayatını ilgilendiren önemli sorunlara çekmektir. Fakat bunu her zaman direkt olarak yapmamaktadır. Hayal gücüyle yarattığı ortamda kurgusal karakterler yoluyla ifade etmeye çalışmaktadır. Son kitaplarında yer alan birkaç hikâyesinin özeti üzerinden bu özelliğe dair bir şeyler söylemeye çalışacağız. Hikâyelerin özeti şöyle:

1..Mezarlık Krallığı: Yazarın dilinden anlatılan bu hikâyede, bir krallıktan söz edilmektedir. Krallığı anî bir şekilde bir salgın basar. Salgını önlemek için, sağlık sektörü ile ilgilenen uzmanlar krala bazı önerilerde bulunur. Kral umursamaz. Cahil bir mezarcıyı dinler. Hastaneler yapmak yerine, ilaç tedbir etmek, halka dağıtmak yerine, yeni mezarlıklar açarak ölümcül salgını yönetmeye çalışır. Zamanla krallığı mezarlık doldurur. Mezarlıklar ölülerle dolup taşar. Mezarlıklara bakan mezarcı, gerçek bir güç sahibi hâline gelir. Krallıkta dengeyi kendi lehine çevirir. Söz sahibi olur. Kralın yerini alır. Kral kendi sarayında çürüyerek ölür. Mezarcı “Mezarlılar Kralı” olur.

  1. 2. Adalet Divanı: Bu hikâyede karanlık bir zindana suçsuz yere atılan bir kişi, mahkeme – adalet divanı – karşısına çıkarılırken yaşadığı tuhaf olaylar anlatılmaktadır. Suçsuz olduğunu bağırır. Ancak tanıklar kör, avukatı dilsiz, gardiyan sağır, hâkim ise hem kör, hem sağır, hem dilsizdir. Kendini savunmak konusunda tüm uğraşılarına rağmen idama mahkûm edilir. Boynu vurulmak üzere cellada teslim edilir. Celladın da kör, sağır ve dilsiz olduğunu düşünen adama cellattan şu cevap gelir: “Burada özürlü olmayan tek kişi benim. Gözlerim, kulaklarım ve her yerim sağlamdır. Hele öyle güçlü kollarım vardır ki, yarın sabah kafanı bir vuruşta uçururum.” Adam “Umarım bir gün dünyada gözleri doğruyu gören, dilleri hakkı konuşan ve kulakları adaletin sesini duyan gerçek bir adalet divanı kurulur” diye içinden geçirir.
  2. 3. Kralın Sonu: Bu hikâye şiirsel bir tarzda, yani cümleleri uyaklı, ahenkli bir yöntemle yazılmıştır. Başlangıçta, kralın sefahat ve milletin rezalet içinde yaşadığını anlatmaktadır:

“Oturdu tahtına taçsız kral,

Bir elinde kaymak, ötekinde bal,

Sorulmaz ona hiçbir soru sual,

Çünkü o tek başına eşsiz kral,

Dalmış keyfi sefaya,

Alışmamış hiçbir cefaya,

Ne isterse hemen olur,

Yoksa herkes ecelini bulur,

Millet ise açlık içinde perişan,

Doğduğu güne bin bir pişman,

Açlıktan çocuklar kıvrılır,

Bir ekmek hayaliyle avunur,

Bulunmuyor yemeğe kuru bir ekmek,

Kral ise bilmez açlık ne demek,

Elini koymuş göbeğine,

Et verir köpeğine.”

Bu tarz anlatı, hikâyenin diğer bölümlerine de hâkimdir. Hikâyenin olayı yine meçhul bir kraliyette geçmektedir. Milletin hâli rezil. Bu, her şeyden habersiz olarak yaşayan krala bildirilir. Kral bu rezaletin nedenlerini öğrenmek için birileri görevlendirmeli diye düşünür. Bakanlardan biri gönüllü olarak bu görevi kabul eder. Kıyafetini değiştirir, milletin arasına dalar. Dalmak o dalmak. Artık kendisinden haber alınamaz. Bir diğeri, yine kralın şerefine bu fedakârlığı üstlenir. O da gider, geri dönmez. Üçüncü bir gönüllü çıkamaz. Dolayısıyla kral, kura ile bu işi çözmeyi dener. Kurada adı çıkan bakan, ertesi gün yola düşer. Günler geçer, kendisinden yine haber alınamaz. Bakan bakan üstüne. Tüm gidenler kayba uğrar. Sıra başbakana gelir. Kralın gösterdiği mal, mülk ve taç gibi teşvikler karşısında kendini tutamaz. O da gider. O da dönmez. Sarayda tek başına kalan kral, yavaş yavaş başını dışarı uzatır. Bir de ne görsün, memleketi kurt ve çakal almıştır. Herkesi parçalamış, herkesi yemiştir. Sıra kendisine gelmiştir. Yazar burada kendi yorumunu yapar: “Ey krallar, ey sultanlar, ey başkanlar, ey bakanlar; milletin içine dalın, her dediğini alın. Alın da ama kendinizi satmayın, siz de bu kral gibi kendinizi ateşe atmayın. Hacıoğlu dedi sözünü, anlayan anlamıştır özünü. Hiçbir kral unutmasın verdiği sözünü, yoksa saray kapısında kargalar oyar gözünü.”

  1. 4. Soytarı Kral: Bu hikâyede 11 eşinden tahtını miras alacak bir çocuğu olmayan bir kraldan söz edilmektedir. Kral, halkın ve bakanlarının, hatta eşlerinin riyakârlık, dalkavukluk ve yalakalıklarından günden güne sıkılmaya başlar. Zamanla, vaktini tek tesellisi olan bir soytarı ile geçirir. Memleketi ve memleketin sorunlarını bütünüyle ihmal eder. Ölmeden önce soytarıyı, bakanları ve yetkililerle bir araya toplayarak varisi ilan eder. Kral vefat eder, soytarı yerine geçer. İlk işi, utandırıcı saydığı soytarılığı yasaklar, hatta soytarı kelimesinin dile alınmasını istemez. Suç sayar. Soytarı kral, kendisinden sonra krallığı teslim alan bir varisi olsun diye 10 kadınla evlenir. Çocuğu olmaz. Canı sıkılmaya başlar. Bir soytarıya ihtiyaç duyar. Bulamaz. İlk tahta oturduğunda bu mesleği yasaklamıştır. Millet soytarılığı unutmuştur, ne olduğunu bile bilemiyor. Soytarı kral, eski kral döneminde kullandığı soytarılık kıyafetlerini çıkarıp giyer, artık kendi kendisi için soytarılık yapmaktadır. Soytarılığın yararlı bir iş olduğuna tekrar inanır. Soytarılık yasağını kaldırır. Zamanla soytarılık memlekette yeniden yayılır. Herkes memnundur.
  2. 5. Derin Dertler: Bu hikâye, 1980’lerin Kerkük’ünde, baskı altında yaşayan halkın dertlerini kimseyle paylaşamaması ve “duvarın bile kulağı var” korkusunun insanları nasıl birbirinden uzaklaştırdığını anlatan bir hikâyedir. Hikâye, diğerlerinden farklı olarak belirli bir yerde ve tarihte – Kerkük’te, Türkmenlere karşı sistematik baskıların yaşandığı Saddam döneminde – geçmektedir. Bu bakımdan, içerdiği değişik kurgu unsurlarına karşın, gerçekçiliğe daha yakın gibi gözükmektedir. Cemal Dayı’nın derin dertleri vardır. Dostunu savaşta kaybetmesi, oğlunun askere gitmesi, malına el konulması, bu dertlerin az denecek bir kısmıdır. Halk baskı altında, susturulmuştur. Rejimi eleştiren, yeren konuları dile getirmekten kaçınıyor. Herkes birbirini takip ediyor, herkes birbirine ajanlık yapıyor. Cemal Dayı dertlerini güvenilir birilerine anlatmak için Babagürgür’ü düşünür. Babagürgür tepesine (!) gider. Anlata anlata kendini unutur. Karanlık çöker. Eve dönemez, yol tehlikeli. Geceyi orada uyur. Sabah gözlerini açarken, yalnız olmadığını, pek çok insanın da orada uyuyakaldığını görür. Bu manzaraya dayanamaz. Halka “Arkadaşlar uyanın. Duvarın kulağı olsa da keseriz!” diye bağırmaya başlar. Bu, bir direniş kıvılcımı olur. Çevresinde rejime karşı gençleri toplar. Bir süre sonra rejim devrilir. Artık özgürlük var derken, yine farklı bir şekilde haksızlık ve zulüm başlar. Fakat bu sefer duvarların kulağı yoktur. Devletin ajanları, sansür, “kulaksız insanlar”, kimseyi dinlemeyenler ortaya çıkmıştır. Zira “duvarların kulağı kesilirken, insanların da kulakları kesilmiştir”. Cemal Dayı yine dertlerini anlatmak üzere, kimseyi bulamayınca, yine Babagürgür’e yönelir. Son uykusuna dalıncaya kadar orada kalır.
  1. 6. Kültür ve Servet: Bu hikâyede iki farklı karakter, iki farklı dünyanın insanları yer almaktadır. Bir tarafta hayatını para kazanmaya adamış bir babanın varisi vardır. Eğitimsiz oğluna büyük servet bırakır. Diğer tarafta kültüre, bilgiye önem veren, ama yoksulluk içinde kıvranan bir baba. Oğluna sadece kitaplardan oluşan bir kütüphane bırakır. Zengin oğul zamanla kültürel eksikliğini fark eder. Para ile kitaplar satın alarak aydın olmaya çalışır. Aydın babanın oğlu ise yoksulluktan bıkıp kitapları satarak zenginleşmeye çalışır. Sonuçta ikisi de hedeflerine ulaşamaz. Ne zengin aydın olabilir, ne de aydın zengin. Burada yazarın sesi duyulmaya başlar ve “İnsanı, parası aydın ve kültürlü yapmadığı gibi kültür de, yoksulu zenginleştirmez. İkisini bir araya getirenlere helal olsun demekten başka bir şey kalmadı bize” diyerek hikâyeyi bitirir. Bu üslupla yazar, okura düşünmek ve kendine bir şeyler çıkarmak fırsatı vermemektedir. Hikâye üçüncü bir kişinin dilinden, “bir varmış bir yokmuş” tarzıyla yazılmıştır.
  2. 7. Yazar: Bu hikâye üçüncü kişinin diliyle inandırıcı bir anlatım kullanarak yazılmıştır. Hikâyede domino ve tavla gürültüsüyle dolup taşan bir kahvehaneye, sırtında deri çantası ve elinde bir sürü gazeteyle girip oturan bir gençten söz edilerek başlamaktadır. Genç, çantasından bir kâğıt çıkarır, yazar çizer, yazılarını bir türlü tamamlayamaz. Sürekli yeni kâğıtlara başlar. Bu, yakında oturan yaşlı bir amcanın ilgisini çeker. Genç kendisini yaşlı amcaya, övgü dolu sözlerle gazeteci ve yazar olduğunu tanıtır. Bu vesileyle “milletine, kültürüne, davasına, geleneğine hizmet etmeyi” amaçlamaktadır. Kahvehanede çalışmayı evine tercih etmektedir. Evde çocuklar yaptıkları yaramazlıklarla ortalığı karıştırıyorlar. Yaşlı amca gence: “Bir yazıyı bitirmeden bir başka kâğıt kirletme, yazık olur”, zira “su veren bir kuyu sahibi olmak istiyorsan, bir yerde kazacaksın” gibi öğütlerde bulunur. Genç öfkelenir. Kahvehaneyi, çay parasını ödemeden terk eder. Yarı doldurduğu kâğıtlar masa üstünde kalır. Yaşlı amca birisini alır, okur. Anlamsız, pürüzlü cümleler. Bir süre sonra yaşlı amca, ütücüden aldığı gazete kâğıdına sarılı elbisesini açarken genç adamın bir yazısını yayımlanmış olarak görür. Yazıda genç, yaşlı amcayla yaptığı konuşmaları kaleme almıştır. Fakat her şeyi tersine çevirmiştir. Kendi karakterinde bulunan bütün kötü özellikleri yaşlı amcaya yansıtmıştır. “…..Ona hayatta su veren bir kuyu sahibi olmak istiyorsan bir yerde kazacaksın…. kendini anlatırken o kadar övünme, bırak insanlar seni övsünler… Adamın cebinde çay parası bile yoktu. Çay parasını verdikten sonra ona öğle yemeğini bir lokantada yedirdim.” yazmıştır. Yaşlı amca bunları okuduktan sonra “Vay halimize!” der.
  3. 8. Son Terzi: Bu hikâyede, köklü bir mesleğin son temsilcisi olan bir terzinin, modern hayat ile unutulan gelenekler karşısındaki yenilgisi anlatılmaktadır. Terzi Murat 60 yıl terzilik yapmaktadır. Her sabah dükkânını sevkle açmakta, müşterilerinin taleplerini yerine getirmektedir. Talepler, zebun ceket gibi geleneksel giyimlerdir. Çalıştıkça, gönül verdiği bu mesleği çocukken nasıl babasından öğrendiğini hatırlayarak, o günlerin hasretini, ezberine aldığı hoyratlarla gidermeye uğraşmaktadır. Oysa kendi çocukları modern meslekler edinmiştir. Dükkâna gelmezler. Müşterileri birer birer vefat eder. Mesleği de, diğer el sanatlarıyla birlikte yok olmaya mahkûm olur. Sonunda dükkânında yalnız başına ölür.
  4. 9. Huzur: Bu hikâyede huzuru yıllardır arayan bir adam vardır. Çalıştığı işyerinden, oturduğu kahveden, hatta yaşadığı mahalleden bile sıkılmıştır. Yeni bir iş, yeni bir kahve, yeni bir çevre arayışındadır. Her değişiklikten sonra “Burada huzuru bulurum” umuduyla yola çıkar. Her yerde aynı huzursuzlukla karşılaşır. En son ailesiyle birlikte daha “ıssız” bir yere taşınmak için yola çıkar, fakat acı bir trafik kazası geçirir. Kendisini yerde yatmışken bulur. Etrafındaki insanlar “Huzur içinde uyu” deyince, nihayet “Huzuru buldum!” diye bağırır. Ama sesi çıkmaz, artık kimse onu duymuyordur. Çünkü ölmüştür.
  5. 10. Dokuzuncu Köy: Bu hikâye ırgatların, işbaşı yapmaları için her sabah toplandıkları bir yerden başlar. Aralarında bir genç vardır, yerde bulduğu gazeteleri alıp okumakla tanınmaktadır. Biri gelir, evinde yapması gereken bazı işler için beş işçi alır. Genç ırgat bunlardan biridir. İş sırasında, dürüstlüğü, temiz çalışması ve kaytar yapan işçileri azarlamasıyla, iş sahibinin ilgisini çeker. Bir mola sırasında iş sahibinin sorularına verdiği cevaptan, doğru olduğuna inandığı görüşlerini ileri sürmekten çekinmediği için, ilkin köyde okuldan, daha sonra defalarca çalıştığı işten atıldığı anlaşılır. Üç gün sonra, söz sırasında iş sahibine işçiler arasında fark gözetmemesi, az ücretle çok çalıştırmaması, haksızlık yapmaması gibi iğneleyici ifadelerde bulunur. İş sahibi buna dayanamaz. “Git, başka bir yerde iş bul” diyerek onu kovar. Normal… Genç, “doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” sözünü hatırlayarak ayrılır.

***

Bu özetlerden de anlaşıldığı gibi, Abdulkadir Hacıoğlu hikâyelerini genellikle birbirinden farklı iki yöntemle yazmaktadır. İlk dört hikâye ile devamında gelen hikâyeler arasında belirgin bir tema ve üslup farkı vardır.

Tema bakımından ilk dört hikâye daha çok siyasal eleştiri etrafında şekillenmektedir. İktidar, yönetim, otorite, baskı, alegorik imgeler aracılığıyla öne çıkarılmaktadır. Bu hikâyelerde birey, çoğunlukla silik ve edilgen bir konumda yer almakta, asıl merkezde toplumun tamamını kuşatan bozulmuş bir düzen vardır. Yani yazar, doğrudan doğruya hikâyeleri anlatmaktan ziyade, hayal gücüyle bir düzen kurarak, bu düzen üzerinden siyasi sistemin bozukluklarını eleştirmeye yoğunlaşmaktadır. Yarattığı bu düzende, rol verdiği karakterler de çoğunlukla anormal karakterlerdir. Ya psikolojik hastalıklara tutkunlardır, ya da kendilerine özgü çok tuhaf görüş ve düşünüş tarzları vardır. Karşılaştıkları sorunları, bu görüş ve anlayışa göre çözmektedirler. Dolayısıyla hikâyeler galiba, mantık dışı sonuçlarla bitmektedir.

“Mezarlık Krallığı” adlı hikâyede mezarcı zamanla güçleniyor ve krallığı ele geçiriyor. “Adalet Divanı” başlıklı hikâyede, kör bir tanık, dilsiz bir avukat, sağır bir gardiyan ve bütün bu duyu organlarından yoksun olan bir hâkimin yönettiği bir mahkemede, masum biri, herhangi bir fiziksel eksikliği olmayan cellat tarafından idam ediliyor. “Kralın Sonu” hikâyesinde, kral açlık sorununu çözmek yerine, vezirlerini ölüme gönderiyor. “Soytarı Kral” hikâyesinde, sıradan bir soytarı kral oluyor. Olunca, geçmişini unutmak için soytarılığı yasaklıyor. Daha sonra, salt kendini teselli etmek için, sözünden, kararından dönüyor.

Buna karşı, bunlardan sonraki: “Derin Dertler”, “Kültür ve Servet”, “Yazar”, “Son Terzi”, “Huzur” ve “Dokuzuncu Köy” hikâyelerinde temalar bireysel ve insanî sorunlara odaklanmakta: unutulma, yalnızlık, vefa, yaşlılık, hafıza ve değer kaybı gibi konular ön plana çıkmaktadır. “Huzur”, “Derin Dertler”, “Son Terzi” gibi hikâyelerde bireyin toplum içindeki yalnızlığı, anlaşılamaması ve içsel huzursuzluğu söz konusu edilmekte, oysa “Son Terzi” ve “Kültür ve Servet” gibi hikâyelerde modernleşme ve değişim karşısında yok olan meslekler, kültür ve bilgelik değerleri ele alınmaktadır.

Bu temalar büyük bir ölçüde gerçekçi bir üslupla işlenmiştir. Ancak yer yer fantezi unsurlarla harmanlanmasından dolayı, bu çizginin dışına kaymış gibi görünmektedir. “Derin Dertler” hikâyesini bir örnek olarak gösterebiliriz. Bu hikâyede, Saddam döneminde Kerkük’te, Türkmenlere karşı sistematik baskılardan söz edilmektedir. Fakat tam gerçekçi değildir. Çünkü gereğinden fazla hayal unsurları içermekte ve masalsı bir yöntemle anlatılmaktadır.

İlk dört hikâyede üslup daha sert ve ironiktir. Anlatıcı çoğu zaman gözlemci konumundadır; duygusal yaklaşıma yer yoktur. Alegori ve yergi, belirgin bir biçimde kullanılmaktadır. Dil, bilinçli olarak kuru ve keskindir. Bu durum anlatının eleştirel yönünü güçlendirmektedir.

Sonraki hikâyelerde ise üslup daha yumuşak ve içseldir. Anlatım daha lirik, daha duygusal bir nitelik taşımaktadır. Geri dönüşler, hatırlamalar ve iç monologlar artmaktadır. Yazar, okurla arasındaki mesafeyi azaltmaya çalışmakta, daha samimi bir ilişki kurmaya gayret etmektedir. Dil yine sade kalmakla birlikte, bu sadelik sertlikten ziyade duyarlılık hissettirmektedir.

İlk dört hikâyede anlatıcı çoğunlukla dış dünyaya dönüktür. Siyasi sistemi ve toplumu gözlemler. Sonraki hikâyelerde ise anlatıcı içe yönelir; bireyin ruh hâline, hafızasına ve duygularına odaklanır.

Abdulkadir Hacıoğlu’nun hikâyecilik anlayışında diğer bir sorun, hikâyelerden çıkarılabilecek mesajı veya mesajları okura bırakmak yerine, kendisi çıkarmaya çalışmasıdır. Dolayısıyla kimi hikâyelerinin sonunda, doğrudan kendi sesini duymaktayız. “Kralın Sonu” hikâyesi, sözgelimi, şu şekilde bitmektedir: “Ey krallar, ey sultanlar, ey başkanlar, ey bakanlar; milletin içine dalın, her dediğini alın. Alın da ama kendinizi satmayın, siz de bu kral gibi kendinizi ateşe atmayın. Hacıoğlu dedi sözünü, anlayan anlamıştır özünü. Hiçbir kral unutmasın verdiği sözünü, yoksa saray kapısında kargalar oyar gözünü.” “Kültür ve Servet” hikâyesinde yazarın sesi şu şekilde yükselmektedir: “İnsanı, parası aydın ve kültürlü yapmadığı gibi kültür de, yoksulu zenginleştirmez. İkisini bir araya getirenlere helal olsun demekten başka bir şey kalmadı bize.” Dürüstlüğün cezalandırıldığı bir toplumu tema olarak işleyen “Dokuzuncu Köy” adlı hikâye: “doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” sözünü hatırlayarak biter.

Bu üslupla yazar, okura düşünmek ve metinden bir şeyler çıkarmak fırsatından yoksun bırakmaktadır. Bu fırsatı kendisi kullanmaktadır. Kendi sesini duyurmaktadır. Hikâyenin taşıdığı mesajı, okura özetlemektedir. Bu gibi üslup adete estetik yapıyı zayıflatır. Klasik anlatılarda bir ara çok yaygındı. Hatta “kıssadan hisse” olarak bilinmekteydi. Oysa çağdaş hikâye anlayışında pürüz olarak görülmektedir. Kırık nokta sayılmaktadır. Çünkü okurun keşfetme alanını daraltır. Hikâyeden aldığı zevki, son satırlarda kaçırır. Bazen de çok anlamlı metinlerde, hepsine değil, tek bir mesaja dikkat çekmeye neden olur. Oysa kimi hikâyelerin her bölümünden bir mesaj çıkarılabilir. Böylece okur ile metin arasındaki ilişki bozulur, dağınıklık yaratır. Gönül ister ki, Abdulkadir Hacıoğlu, hikâyeleriyle okura taşıdığı mesajların arasına girmesin. Bunları okura bıraksın. Modern hikâyeciliğin önemli kurallarından biri budur. Hikâyenin bir payını okura bırakmak… Abdulkadir Hacıoğlu bunu yapabilir mi? Yapabileceğine inanıyor ve üstün başarılar diliyorum.

1.1.2026

Paylaş:

Continue Reading

Previous: Maliki ile Avrupa Birliği Misyonu Büyükelçisi bölgedeki siyasi ve güvenlik gelişmelerini görüştü
Next: Mustafa Destici: “Türk’e Kefen Biçenin Ölümü Korkunç Olur”

Related Stories

image
  • Prof. Dr. Ata Atun

Yeni Dünya Aranıyor

Prof. Dr. Ata Atun 21 Nisan 2026
Görsel
  • Akademik Makaleler

Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev’in Antalya Mesajı ve “Dünya Beşten Büyüktür” Yaklaşımının Yükselişi

Kerkük Gazetesi 18 Nisan 2026
Flag_of_the_Iraqi_Turkmen_Front.svg
  • Arapça

اسباب تراجع قوة التركمان في العراق

Fevzi Türker 15 Nisan 2026

Güncel Haberler

Yeni Dünya Aranıyor image 1

Yeni Dünya Aranıyor

21 Nisan 2026
Kürşat Çavuşoğlu ve Mohammed Ziyad Taher çifti altın madalya kazandı 673766955_2514876448934074_4886264264891818050_n 2

Kürşat Çavuşoğlu ve Mohammed Ziyad Taher çifti altın madalya kazandı

21 Nisan 2026
Kerkük Kültür Derneği’nden Irak Büyükelçiliği’ne ziyaret 2 3

Kerkük Kültür Derneği’nden Irak Büyükelçiliği’ne ziyaret

20 Nisan 2026
EHİTLERİN ANNESİ 4

20 Nisan 2026
Antalya Diplomasi Forumu 2026 sona erdi thumbs_b_c_6cb9d58b7484085b3cbd5c2cae7468db 5

Antalya Diplomasi Forumu 2026 sona erdi

20 Nisan 2026

Editörden

8a680ac8-4ae7-4206-affa-f7b541cd7857
  • Azerbaycan
  • Editörden

Şemsettin Küzeci’nin Azerbaycan Kitaplarının imza günü

11 Ocak 2026
178386911_1925588547591950_2559509787806110237_n
  • Dr. Şemsettin Küzeci
  • Editörden
  • Haberler
  • Türkmeneli
  • Yazarlar

Irak Türkmen Cephesi 26 Yaşında

24 Nisan 2021
ALTUNKÖPRÜ ŞEHİTLERİ (1)
  • Dr. Şemsettin Küzeci
  • Editörden
  • Türkmeneli
  • Yazarlar

30. Yılında Kerkük’te Altunköprü Katliamı

28 Mart 2021

Videolar

eed5bfac-185e-4361-a144-ea9eb702ee9d
  • Azerbaycan
  • Basın
  • Haberler
  • Türk Dünyası
  • Türkmen Edebiyatı
  • Video
  • Videolar

Kerkük’ün Milli Yazarı Ata Terzibaşı’nın Hayatı Filim Oldu

26 Aralık 2024
demirel
  • Haberler
  • Türk Dünyası
  • Türkiye
  • Türkmeneli
  • Videolar

20 önce Süleyman Demirel Irak Türkmen Öğretmenlerini kabul etmişti

23 Aralık 2020
indir
  • Basın
  • Haberler
  • Türkmen Basını
  • Türkmeneli
  • Videolar

Kerkük Gazetesi’nin YouTube kanalı açıldı

16 Kasım 2020

Foto Galeri

DSCI8493
  • Basın
  • Foto Galeri
  • Haberler

Türkmeneli TV’nin eski Teknik Müdürü Sacit Baydar Vefat etti

17 Ekim 2020
M ZİYA1
  • Foto Galeri
  • Kitap
  • Kütüphane

Mustafa Ziya’nin Küçük Not Defterinden Şiirler kitabı çıktı

20 Ocak 2020
1828866_620x410
  • Foto Galeri

ABD’li komutandan Münbiç’e ziyaret!

8 Şubat 2018
Facebook
kerkuk_turkuleri
Youtube

AMACIMIZ

Irak’taki Türkmenlerin gerçek anlamda varlıklarını, birlik ve beraberliklerini sağlamak; gazete yoluyla da sıkıntılarını, kültürlerini ve varlıklarını dünyaya tanıtmak ve Türk dünyası arasında bir köprü oluşturmaktır.

Bizi Takip Edin

Facebook Twitter Youtube Instagram
Menu
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Türkmeneli’ni Tanıyalım
  • Kerkük Türküleri
  • Kerkük Kültür Derneği
  • Kitaplarımız
  • İletişim

  • HABERLER
  • Yazarlar
  • Multimedya
  • Kütüphane
  • Kültür – Sanat
  • Röportajlar
  • Genel Tanıtım
  • Facebook
  • Twitter
  • Youtube
  • Instagram
Copyright © All rights reserved. | MoreNews by AF themes.