Skip to content
14 Ekim 2026
  • Facebook
  • Twitter
  • Youtube
  • Instagram
IRAK TÜRKLERİNİN BAĞIMSIZ SİYASİ GAZETESİDİR

IRAK TÜRKLERİNİN BAĞIMSIZ SİYASİ GAZETESİDİR

Özgür Basın, Özgür Toplum

Sosyal medya hesaplarımız

  • Facebook
  • Twitter
  • Youtube
  • Instagram
Primary Menu
  • HABERLER
    • Akademik Makaleler
    • Arapça
    • Azerbaycan
    • Basın
    • Dünya
    • Editörden
    • İngilizce
    • Kitap
    • Kültür – Sanat
    • Türkiye
  • Yazarlar
  • Multimedya
  • Kütüphane
  • Kültür – Sanat
  • Röportajlar
  • Genel Tanıtım
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Türkmeneli’ni Tanıyalım
  • Kerkük Türküleri
  • Kerkük Kültür Derneği
  • Kitaplarımız
  • İletişim
  • Home
  • Akademik Makaleler
  • Türkiye ve İsrail: Bölgesel Dönüşümden Stratejik Rekabete Bölgesel Dengeler Üzerine Objektif Bir Okuma
  • Akademik Makaleler

Türkiye ve İsrail: Bölgesel Dönüşümden Stratejik Rekabete Bölgesel Dengeler Üzerine Objektif Bir Okuma

Kerkük Gazetesi 4 Ekim 2026
aa

Türkiye ve İsrail: Bölgesel Dönüşümden Stratejik Rekabete

Bölgesel Dengeler Üzerine Objektif Bir Okuma

Mudar OSMAN

Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler, dönemsel diplomatik krizlerden veya anlık çıkar hesaplarından ibaret yüzeysel bir süreç değildir. İki ülke arasındaki münasebetler, özünde Orta Doğu’nun yeniden şekillendiği çok daha geniş kapsamlı bir tarihsel ve jeopolitik dönüşümün tezahürüdür. Bu dönüşüm, bölgenin en temel sorusunu yeniden gündeme taşımaktadır: Bölgesel mimariyi inşa etme gücüne kim sahiptir, oyunun kurallarını ve güvenlik parametrelerini kim belirleyecektir?

Bu perspektiften bakıldığında Türkiye-İsrail ilişkileri, çevresinden tecrit edilmiş müstakil bir ikili yapıdan ziyade, son birkaç on yılda coğrafyada yaşanan tektonik kaymaların doğrudan yansımasıdır. İki ülke, 1990’lardaki kapsamlı güvenlik ve savunma yakınlaşmasından, ekonomik damarlar tamamen kopmaksızın hatları giderek belirginleşen bir jeopolitik rekabet evresine evrilmiştir. Dolayısıyla mevcut tabloyu yalın bir kopuş olarak tanımlamak yerine, “koşullu ve yapısal rekabet” kavramı üzerinden okumak stratejik açıdan çok daha isabetlidir.

Çıkar Eksenlerinin Kesiştiği Dönem: 1990’ların Mirası ve Paradoksu

Türkiye, 1949 yılında İsrail’i tanıyan Müslüman çoğunluklu ilk devlet olmuştur. Ancak bu karar bağımsız bir jest değil; Soğuk Savaş’ın ilk yıllarında Ankara’nın uluslararası sistemdeki konumunu tanımlama ve Batı ittifakını kendi güvenlik mimarisinin ana omurgası yapma iradesinin sonucuydu. Ankara, İsrail’i bölgesel tehditler karşısında çıkar birliği yapabileceği bir aktör olarak görürken; Tel Aviv ise Türkiye’yi coğrafi, askeri ve siyasi açıdan vazgeçilmez bir bölgesel güç olarak konumlandırdı.

Suriye’nin PKK’ya sağladığı örtülü destek, Şam-Tahran-Bağdat hattındaki bölgesel eksen ve 1979 İran İslam Devrimi’nin yarattığı radikal kırılma, bu yakınlaşmayı hızlandıran başlıca dış faktörler oldu.

Asıl niteliksel dönüşüm ise 1990’larda gerçekleşti. İlişkiler, diplomatik temas seviyesini aşarak stratejik bir ortaklığa dönüştü. Bu dönemde askerî iş birliği önemli ölçüde derinleşti; ortak askerî tatbikatlar ve istihbarat paylaşımı yoğunlaşırken, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin teknolojik kapasitesini artırmaya yönelik kapsamlı modernizasyon projeleri ve savunma sanayii alanındaki iş birlikleri hayata geçirildi.

Ancak bu dönemin temel paradoksu şuydu: 1990’lardaki Türk-İsrail yakınlaşması sarsılmaz bir organik ittifaktan ziyade, konjonktürel şartların dayattığı geçici bir durumdu. Çıkarlar belirli bir tarihsel kesitte örtüşmüştü fakat tarafları bu ortaklığa iten iç ve dış dinamikler tamamen farklıydı. Dolayısıyla bu mimariyi doğuran koşullar değiştiğinde, ortaklığın hızla zayıflaması kaçınılmaz hale geldi.

İç Siyaset ve Paradigma Değişiminin Dış Politikaya Yansıması

1990’lar boyunca Türkiye, devletin kimliği ve stratejik yönelimi hususunda çetin bir iç siyasi mücadeleye sahne olmaktaydı. Askeri bürokrasi ve seküler Kemalist seçkinlerin dış politikada belirleyici olduğu bu dönemde İsrail ile kurulan yakın ilişki, iç siyasette yükselen muhafazakâr hareketler karşısında seküler vesayetin konumunu pekiştiren bir araç işlevi de görüyordu.

2002 yılında muhafazakar aktörlerin devlet mekanizmasında ağırlık kazanmasıyla Ankara, bölgesel rolünü yeni bir zihniyet değişimiyle yeniden ele aldı. Türkiye kendisini yalnızca Batı güvenlik mimarisinin doğu kanadındaki bir karakol olarak görmeyi reddetti; tarihsel, kültürel ve coğrafi derinliğe sahip Orta Doğu ve İslam dünyasında kendi hinterlandını oluşturan bağımsız bir bölgesel güç vizyonunu benimsedi.

Bu paradigmatik değişim doğrultusunda Filistin davası, dış politikanın merkezine yerleştirildi. Filistin meselesi yalnızca insani bir dosya değil, Türkiye’nin Arap-İslam dünyasındaki liderlik ve nüfuz iddiasının temel meşruiyet zeminlerinden biri haline geldi. İç siyasette askeri vesayetin geriletilmesiyle birlikte sivil irade, İsrail’e karşı ilkesel ve sert bir söylem geliştirdi.

2008 Gazze Müdahalesi, 2009 Davos “One Minute” çıkışı ve 2010 Mavi Marmara trajedisi, 1990’ların ittifak modelini fiilen bitirdi. Mavi Marmara, Türk devlet aklında ilişkilerin stratejik iş birliğinden açık siyasi karşı karşıya geliş dönemine geçtiğinin kırılma noktası oldu. İlişkiler bu tarihten itibaren “soğuk barış” kulvarına girdi; doğrudan askeri çatışma yaşanmadı ancak stratejik güven duygusu bütünüyle buharlaştı.

Reel Politik: Siyasi Krizlere Rağmen Sürdürülen Ticaret

Uluslararası ilişkiler doğrusal işlemez. Devletler siyasi kulvarda sert çatışmalar yaşayıp güvenlik alanında rakip haline gelseler dahi, hayati ekonomik çıkar gereksinimleri sebebiyle ticari akışı devam ettirebilirler. Türkiye-İsrail ilişkilerinde yaşanan tam olarak bu reel politik gerçeklikti.

2016 sonrasında zaman zaman gündeme gelen diplomatik yumuşama ve normalleşme arayışları da bu mantığa dayanıyordu. Ancak ilişkilerin seyrini tarafların niyetlerinden ziyade Bölgesel Güvenlik Paradigması belirlemektedir. Filistin topraklarında şiddet tırmandığında, Suriye’de güç dengeleri değiştiğinde ya da Doğu Akdeniz’de yeni denklemler kurulduğunda, kırılgan yumuşama adımları hızla akamete uğramakta ve dipteki yapısal gerilim derhal su yüzüne çıkmaktadır.

Doğu Akdeniz Jeopolitiği: Gazın Siyasete ve Güvenliğe Dönüşmesi

2011 Arap Baharı sonrasında Orta Doğu türbülanslı bir sürece girerken, Doğu Akdeniz’de zengin hidrokarbon kaynaklarının keşfedilmesi denkleme patlayıcı bir unsur ekledi. Doğal gaz; Münhasır Ekonomik Bölge sınırları, Kıbrıs sorunu, deniz yetki alanları ve boru hattı projeksiyonları (EastMed gibi) üzerinden stratejik bir koza dönüştü.

Bu keşifler iş birliği yerine Türkiye’yi çevrelemeyi hedefleyen yeni bir bölgesel bloklaşmayı tetikledi. İsrail; Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Mısır ile güçlü bir bölgesel ittifak mimarisi inşa etti. Ankara bu hamleleri, Türkiye’nin “Mavi Vatan”daki deniz yetki alanlarını sınırlamayı ve ülkeyi Antalya Körfezi’ne hapsetmeyi amaçlayan jeopolitik bir kuşatma olarak okudu.

Türkiye’nin yanıtı çok katmanlı bir stratejiye dayanmıştır: Libya ile Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma Anlaşması, Doğu Akdeniz’de deniz ve sondaj faaliyetleri ile Kıbrıs’ta iki devletli çözüm yaklaşımı öne çıkmıştır. Böylece Türkiye-İsrail rekabeti, Filistin meselesinin ötesine taşınarak Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanları, enerji kaynakları ve bölgesel nüfuz mücadelesinin bir parçası hâline gelmiştir.

Değişen Güvenlik Paradigmaları ve Saha Rekabetleri

İsrail’in Değişen Mimarısı: Tel Aviv açısından Türkiye, 1990’lardaki gibi yegâne ve vazgeçilmez güvenlik ortağı olmaktan çıkmıştır. İsrail; Yunanistan ve GKRY ile kurduğu bağların yanı sıra Körfez ve Kuzey Afrika ülkeleriyle ilişkilerini derinleştirerek stratejik manevra alanını genişletmiştir. 1990’larda hayati bir güvenlik supabı olan Türkiye, yeni mimaride hâlen göz ardı edilemeyecek kadar büyük ancak çıkarları pek çok sahada çatışan ve dengelenmesi gereken bölgesel bir rakip olarak görülmeye başlanmıştır.

Suriye Sahası (Levant)

Suriye iç savaşı, rekabetin sıcak sahaya yansıdığı en kritik arena olmuştur. Türkiye sahai sınır güvenliği, terörle mücadele (PKK/YPG ve DEAŞ) ve demografik istikrar ekseninde hareket ederken; İsrail’in birincil önceliği İran’ın Suriye’deki askeri varlığını ve Hizbullah’a yapılan silah sevkiyatını engellemektir. Ankara ve Tel Aviv, Levant’taki her gelişmeyi güç dengesinin karşı taraf lehine bozulması riski üzerinden pürüzlü bir mercekle takip etmektedir.

İbrahim Anlaşmaları (Abraham Accords)

İsrail’in BAE, Bahreyn, Fas ve Sudan gibi Arap ülkeleriyle sağladığı normalleşme dalgası; savunma, istihbarat ve ticaret alanlarında yeni bir bölgesel eksen doğurmuştur. Ankara açısından temel kaygı, Türkiye’nin denklem dışı bırakıldığı, çevrelendiği ve nüfuz alanının sınırlandırıldığı yeni bir mimarinin inşa ediliyor olmasıdır. Analysts göre bu anlaşmalar, Türkiye ve İran’ın Arap dünyasındaki nüfuz artırıcı hamlelerini dengelemeyi amaçlayan stratejik bir vizyonun ürünüdür.

Avrasya Ölçegi

Türkiye stratejik hamlelerini yalnızca Levant ile sınırlandırmayıp Kafkasya ve Türk Devletleri Teşkilatı üzerinden Orta Asya derinliğine taşımıştır. NATO’nun parçası olmaya devam ederken stratejik özerklik arayan Türkiye, Rusya ile esnek iş birliği yürütmekte ve Türk dünyasındaki nüfuzunu artırmaktadır. Bu durum, Türkiye-İsrail rekabetini Avrasya ölçeğinde çok kutuplu ve bağımsız bir aktörün yükselişiyle ilintili geniş bir tablonun parçası yapmaktadır.Kritik Soru: Yapısal Bir Rakip mi? İsrail güvenlik aklı Türkiye’nin kapasitesini anlık konvansiyonel bir askeri tehdit olarak kategorize etmeyebilir. Ancak Türkiye’nin yerli savunma sanayisindeki devrim niteliğindeki sıçraması (SİHA’lar, füze sistemleri, deniz gücü), bölgesel askeri müdahale kabiliyeti ve bağımsız tutumu, İsrail’in Türkiye’yi uzun vadeli ve yapısal bir bölgesel rakip olarak tanımlamasına yol açmaktadır.

İsrail; teknoloji, istihbarat, siber güç ve nükleer caydırıcılığıyla öne çıkarken; Türkiye, askeri kapasitesi, sanayisi, nüfusu ve jeostratejik konumuyla geniş bir ağırlığa sahiptir. Her iki devlet de kendi güvenlik konseptlerini bölgenin geleceğine dikte etme iddiasındadır. Dolayısıyla aralarındaki rekabet kişilerden bağımsız, sistematik ve kaçınılmazdır.

Gelecek Projeksiyonu: “Rekabetçi Birlikte Yaşama”

Türkiye ile İsrail’in kısa veya orta vadede tırmanan bir gerilim neticesinde doğrudan askeri çatışmaya girmesi düşük bir olasılıktır. Her iki devlet aklı da sıcak bir çatışmanın getireceği yıkıcı maliyetlerin farkındadır ve kriz dönemlerinde dahi istihbarat/diplomasi kanallarını açık tutmanın gerekliliğini kavramıştır. 1990’lı yıllardaki ittifak modeline dönüş artık mümkün görünmemektedir. Önümüzdeki dönemin temel çerçevesi, ekonomik ve stratejik alanlarda sınırlı iş birliğinin sürdüğü, bölgesel jeopolitik rekabetin devam ettiği ve krizlerde diplomatik temasın korunduğu “Rekabetçi Birlikte Yaşama” modeli olacaktır. Bu ilişkinin temelinde ise derin stratejik güvensizlik bulunacaktır.

Düzenin Yeniden İnşası Mücadelesi

Türkiye-İsrail ilişkilerini yalnızca diplomatik demeçler veya dönemsel polemikler üzerinden okumak resmin tamamını kaçırmak demektir. Asıl mesele; düzenin yıkıldığı, sınırların ve ittifakların yeniden çizildiği bir coğrafyada kendi oyun alanını genişletmeye çalışan iki büyük bölgesel gücün stratejik bilek güreşidir. Yirimnci yüzyılın son çeyreğinde konjonktürel şartlar gereği ortak olan bu iki güç, 21. yüzyılın ilk çeyreğinde değişen şartlar nedeniyle doğal ve yapısal bir rekabete evrilmiştir. Bu mücadele, sınırların çizileceği konvansiyonel bir savaş değil; stratejik çevreyi kendi lehlerine tanımlama ve ulusal güçlerini sürdürülebilir bir bölgesel egemenliğe dönüştürme mücadelesidir. Geleceği belirleyecek olan retorik değil; sahadaki yalın güç dengeleri, esnek ittifaklar ve tarafların devlet kapasitelerini ne ölçüde sürdürülebilir kılacakları olacaktır.

Ekim 2026/ Ankara

Paylaş:

Continue Reading

Previous: Türkiye–Azerbaycan Dostluğu ve Kardeşliği
Next: Pazar’dan Pazar’a Gülhan Gürbüz’den “Sendedir Yarab”

Related Stories

mudar-1024x1208
  • Akademik Makaleler

Bilgi Varlıklarına Yatırım: İngiliz Stratejisinde Kuşatma ve Referans Mekanizmaları

Kerkük Gazetesi 28 Eylül 2026
Görsel
  • Akademik Makaleler

Şanghay İşbirliği Örgütünün Bişkek’teki Zirvesinde: Türkçe Diyalogdan Çok Kutuplu Dünyaya

Kerkük Gazetesi 4 Eylül 2026
kerkuk-horyatlarim-kcm50136454-1-d91d724261a94f4bb3cd9ec232064c04
  • Akademik Makaleler

Kerkük Horyatları

Dr. Şemsettin Küzeci 26 Ağustos 2026

Güncel Haberler

Azerbaycanlı Şair Ülviyyə Əbülfəzqızı’ndan İki şiir 9b8dd9ca-2bcf-4591-b114-fa427590d2f6 1

Azerbaycanlı Şair Ülviyyə Əbülfəzqızı’ndan İki şiir

13 Ekim 2026
Irak Türkmen Birliği ve Dayanışma Derneği 25. yılını muhteşem bir gece ile kutladı 846206831_938287075714027_249577316445675670_n 2

Irak Türkmen Birliği ve Dayanışma Derneği 25. yılını muhteşem bir gece ile kutladı

13 Ekim 2026
ABD Başkanının Irak Özel Temsilcisi: Yargıç Faik Zeydan ile görüşmem verimli geçti 19c5885137_photo_2026-10-12_18-37-06 3

ABD Başkanının Irak Özel Temsilcisi: Yargıç Faik Zeydan ile görüşmem verimli geçti

13 Ekim 2026
“Türk Dünyası Ebedi Birlikte: Gençlerle Açık Diyalog” başlıklı uluslararası çevrim içi seminer düzenlendi c9899cc1-1182-498d-a747-4c1cf0dd1e34 4

“Türk Dünyası Ebedi Birlikte: Gençlerle Açık Diyalog” başlıklı uluslararası çevrim içi seminer düzenlendi

12 Ekim 2026
Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye olarak ‘Dilde, fikirde, işte birlik’ mefkuremizi daha öteye taşımayı hedefliyoruz thumbs_b_c_493c2f8f41a58afaed1547cc20f61532 5

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye olarak ‘Dilde, fikirde, işte birlik’ mefkuremizi daha öteye taşımayı hedefliyoruz

12 Ekim 2026

Editörden

8a680ac8-4ae7-4206-affa-f7b541cd7857
  • Azerbaycan
  • Editörden

Şemsettin Küzeci’nin Azerbaycan Kitaplarının imza günü

11 Ocak 2026
178386911_1925588547591950_2559509787806110237_n
  • Dr. Şemsettin Küzeci
  • Editörden
  • Haberler
  • Türkmeneli
  • Yazarlar

Irak Türkmen Cephesi 26 Yaşında

24 Nisan 2021
ALTUNKÖPRÜ ŞEHİTLERİ (1)
  • Dr. Şemsettin Küzeci
  • Editörden
  • Türkmeneli
  • Yazarlar

30. Yılında Kerkük’te Altunköprü Katliamı

28 Mart 2021

Videolar

eed5bfac-185e-4361-a144-ea9eb702ee9d
  • Azerbaycan
  • Basın
  • Haberler
  • Türk Dünyası
  • Türkmen Edebiyatı
  • Video
  • Videolar

Kerkük’ün Milli Yazarı Ata Terzibaşı’nın Hayatı Filim Oldu

26 Aralık 2024
demirel
  • Haberler
  • Türk Dünyası
  • Türkiye
  • Türkmeneli
  • Videolar

20 önce Süleyman Demirel Irak Türkmen Öğretmenlerini kabul etmişti

23 Aralık 2020
indir
  • Basın
  • Haberler
  • Türkmen Basını
  • Türkmeneli
  • Videolar

Kerkük Gazetesi’nin YouTube kanalı açıldı

16 Kasım 2020

Foto Galeri

DSCI8493
  • Basın
  • Foto Galeri
  • Haberler

Türkmeneli TV’nin eski Teknik Müdürü Sacit Baydar Vefat etti

17 Ekim 2020
M ZİYA1
  • Foto Galeri
  • Kitap
  • Kütüphane

Mustafa Ziya’nin Küçük Not Defterinden Şiirler kitabı çıktı

20 Ocak 2020
1828866_620x410
  • Foto Galeri

ABD’li komutandan Münbiç’e ziyaret!

8 Şubat 2018
Facebook
kerkuk_turkuleri
Youtube

AMACIMIZ

Irak’taki Türkmenlerin gerçek anlamda varlıklarını, birlik ve beraberliklerini sağlamak; gazete yoluyla da sıkıntılarını, kültürlerini ve varlıklarını dünyaya tanıtmak ve Türk dünyası arasında bir köprü oluşturmaktır.

Bizi Takip Edin

Facebook Twitter Youtube Instagram
Menu
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Türkmeneli’ni Tanıyalım
  • Kerkük Türküleri
  • Kerkük Kültür Derneği
  • Kitaplarımız
  • İletişim

  • HABERLER
  • Yazarlar
  • Multimedya
  • Kütüphane
  • Kültür – Sanat
  • Röportajlar
  • Genel Tanıtım
  • Facebook
  • Twitter
  • Youtube
  • Instagram
Copyright © All rights reserved. | MoreNews by AF themes.