Ali BAYATLI- Bağdat / Resmî bir çalışma ziyareti Kerkük Kalesi’ni yerinde inceleyen Kültür, Turizm ve Tarihi Eserler Bakanı Sayın Prof. Dr. Ahmed Fekkak el-Bedrani, kalenin “önemli bir arkeolojik ve kültürel miras” olduğunu vurguladı. Basına verdiği demeçte, Başbakan Mühendis Muhammed Şiya el-Sudani’nin hükümet programı çerçevesinde, Kültür, Turizm ve Tarihi Eserler Bakanlığı olarak kale restorasyonu sürecine büyük önem verdiklerini ve hükümetin bu projeyi resmî kalkınma planına dâhil ettiğini söyledi. Bakanlık olarak şu anda uzman şirketlerin belirlenmesini beklediklerini, ardından kapsamlı bir restorasyon sürecinin başlatılacağını belirtti. Aynı çerçevede bakan, şehrin merkezindeki Kışla binasını da ziyaret ederek, ilgili kurumların karşılaştığı sorunları yerinde inceledi ve bunları Başbakan’a sunarak çözüm için destek sözü verdi.
Bu ziyaretin sadece bir resmî prosedür olmadığını, tam tersine her Türkmenlerin kalbinde yanan bir umudun canlandığını hissediyorum. Kerkük Kalesi bizim için sadece bir taş yapı değil, kimliğimizin, tarihimizin ve ruhumuzun sembolüdür. Bu kale, nesiller boyunca Türkmen varlığının en büyük tanığı ve bayrağı olmuştur.
Kale, şehrin tam merkezinde, yaklaşık kırk metre yüksekliğinde yapay bir tepenin üzerinde yer alıyor. Sadece Irak’ın değil, tüm Orta Doğu’nun en eski tarihi yapılarından biri olarak kabul edilir. İnşa tarihi yaklaşık 3.500 yıl öncesine kadar uzanıyor.
Kale, Kerkük’teki tüm halklar için tarihî bir sembol olsa da, özellikle Irak Türkmenleri için büyük bir anlam taşır. Çünkü kale yüzyıllar boyunca Türkmenlerin yönetim, kültür ve sosyal yaşam merkezi olmuştur. Selçuklulardan başlayarak, Atabeyler ve Osmanlı dönemlerine kadar birçok Türkmen devletinin izleri bu kalede mevcuttur. Kale içinde yer alan evler, camiler ve çarşılar tamamen Türkmen mimarisiyle inşa edilmiştir ve bu özelliklerini hâlâ korumaktadır.
Kalenin içinde, geçmişte yoğun şekilde kullanılan tarihi mahalleler bulunmaktadır. Meydan ve Hamam mahalleleri bunların başlıcalarıdır. Kale, çeşitli dinî ve kültürel yapılarla doludur. Peygamber Danyal Camii’nin burada olduğu, hatta kabriyle birlikte burada yer aldığına inanılır. Bu mekân, Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler için ortak bir ziyaret yeridir. Ayrıca 13. yüzyıldan kalma Büyük Cami (Ulu Cami), 14. yüzyılda Atabeyler döneminde yapılan Sekizgen Yeşil Kubbe ve 19. yüzyılda inşa edilen “Üzüntülerin Annesi” adlı Kadim Keldani Kilisesi kalede yer almaktadır. Selçuklu döneminden kalma taş yapılarla bezeli Kayseriye çarşısı, onlarca dükkânı ile kale içinde hâlâ ayaktadır. Ayrıca Taifur Evi ve Gelin Evi gibi Türkmen mimarisinin örneklerini sunan birçok tarihi ev, bu bölgede yer alır.
Kale, asırlardır sadece bir yaşam alanı değil, aynı zamanda farklı millet ve dinlerin barış içinde bir arada yaşadığı bir merkez olmuştur. Fakat ne yazık ki bu tarihî yapı, yıllarca ihmal edilmiş ve 1990’lı yıllarda sözde “güzelleştirme projeleri” bahanesiyle birçok önemli kısmı yıkılmıştır. Onlarca tarihi ev, çarşı ve kültürel doku geri dönülmez şekilde kaybedilmiştir. Her ne kadar kale UNESCO’nun geçici dünya mirası listesine alınmış olsa da, bugüne kadar yapılan restorasyonlar oldukça yetersiz kalmıştır.
Son dönemde Irak hükümeti, yaklaşık otuz milyar dinarlık bir bütçeyle kaleyi restore etme planı geliştirmiştir. Bu sürece uluslararası destek de beklenmektedir. Özellikle Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA), kalede yer alan Türkmen mirasının korunmasına özel ilgi göstermekte ve projelere destek vermektedir. Biz Türkmenler olarak, Kerkük Kalesi’nin yeniden hayat bulmasını, tarihimize, kimliğimize ve geleceğimize sahip çıkmak olarak görüyoruz. Çünkü bu kale, sadece geçmişimizin değil, aynı zamanda geleceğimizin de teminatıdır. O bir taş yığını değil; o bizim kalbimiz, hafızamız, gururumuzdur. Onu yaşatmak, kendimizi yaşatmaktır.
