KIPÇAK BEYE
Mustafa Ziya
Ölü denizlerde yüzdüm
Gördüm gömülen medeniyetlerin kubbelerini
Ölü çayımızda Oğuzların at nallarını aradım
Bin yıllık bir göçün izlerini
Çakıl taşlarına yapışan yeşilimsi tortularda
Kıpçak Bey boz atıyla inerken kaleden
Şahlanırdı Hasa çayı[1] seyredercesine
Kurban olduğum Türkmen boyunu
Üçler yediler kırklar dörtnala
İlk konak Aksu’da mola veriyor
Bu yoldan daha ne sultanlar geçecek
Göğüs gerecek mi dağlarım sam yellerine
At kemiği insan kemiğine karışır bozkırımda
Yabani papatyalar kavrulmuş
Geri dön Kıpçak Bey Kale’n talan oldu
Kalenin surlarına saplanmış kırık bir ok
Üç peygamberi korur tuğla minare
Kız Mazlum’un renkli mumları hala yanıyor
Ve Gök Kümbet[2]’in toprağında serpilmiş turkuaz boncuklar
Senden mi kalan
Annemin boyaması simsiyah parlıyor bahtımcasına
Yedi Kızlardaki ekmekçide kaderimdir yoğrulan
Esma Ete Zımra Anka masallarını anlatadursun
Mine Bacı’nın bir çini yoğurduna neler vermem ki
Şimdi
Kırmızı ufuklarda yıkanır ay nene
Dalga dalga saçınla dalgalanır
Kula’dan gelen hoyrat sesi
Bu kaçıncı kutlu zaferimdir zamana gömülen
Seni sel götürmeden kaçıncı kızıl aşktır Arzum
Dünyanın göbeğindeki kışladak
Bayrak indirilir hüzün yayılır
Atabeylerimin köprüleri Altunsu’da ayaklarını yıkar
Sekiz yüz yıl yorulur, çöker yıkılır.
Motorlu araçlarla güneyden gelen kum fırtınasdır
Hasret kuzeye çekilir
27.11.2025
[1] Kerkük’ün ortasından geçen nehir (Çay).
[2] Kerkük Kalesinde tarihi bir eser.
