Ali BAYATLI-Bağdat/ 2025 yılının 23 Haziran akşamında, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump dünyanın karşısına çıkarak İran ile İsrail arasında bir ateşkes anlaşmasına varıldığını ilan etti. Bu açıklama, neredeyse kontrolden çıkmak üzere olan on iki günlük şiddetli çatışmalara — en azından geçici olarak — son verdi. Trump, arabuluculuğu bizzat yürüttüğünü vurgularken, ateşkesin saatler içinde aşamalı olarak yürürlüğe girdiğini ve uygulamanın yakından takip edileceğini belirtti. Ancak Tahran’dan gelen resmi açıklamalar, İsrail’le doğrudan bir anlaşmanın olmadığını savundu; İran makamları, Tel Aviv’in tüm hava ve füze saldırılarını durdurmadığı sürece gerçek bir ateşkesin söz konusu olamayacağını ifade etti.
Tarafların kamuoyuna yansıttığı sakin ve temkinli söylemlere rağmen, sahadaki gelişmeler daha karmaşık bir tablo çizdi. İsrail Genelkurmay Başkanlığı’ndan sızan bilgilere göre, ateşkesin ilanından sonraki iki gün içerisinde Suriye ve Irak topraklarından beş ayrı füze saldırısı tespit edildi. İsrail ise bu saldırılara, ateşkesi tamamen ihlal etmemek amacıyla sınırlı askeri yanıtlar verdi. Bu denge, büyük ölçüde ABD ve Avrupa’nın yoğun diplomatik baskıları sayesinde korundu.
Washington ise krizin merkezindeki belirleyici aktör olmaya devam etti. Nisan ayından bu yana İran’la perde arkasında yürütülen görüşmeleri yöneten ABD temsilcisi Steve Whitcoff, “Washington Post” gazetesine verdiği röportajda, bu ateşkesin nihai bir çözüm olmadığını, aksine İran’ın nükleer dosyasını da kapsayacak daha geniş bir anlaşmanın önünü açabileceğini belirtti. Ancak İran, 20 Haziran’da Avrupa ile yürütülen nükleer müzakereleri askıya aldığını açıklamıştı. Bu karar, İsrail’in Natanız ve İsfahan’daki nükleer araştırma tesislerine düzenlediği hava saldırılarına Avrupa’nın sessiz kalmasına tepki olarak alınmıştı.
Çatışmanın yarattığı insani kayıp da ciddi boyutlara ulaştı. Associated Press ajansının yayımladığı verilere göre, ABD ve İsrail saldırılarında İran tarafında 610 kişi yaşamını yitirdi; ölenlerin çoğu Devrim Muhafızları mensubuydu. İsrail ise 7’si sivil olmak üzere toplam 28 can kaybı verdi. “Foreign Affairs” dergisi, yaşananları “2006 Temmuz Savaşı’ndan bu yana en yoğun çatışma” olarak nitelendirdi ve bu savaşın Ortadoğu’daki eski yaraları yeniden kanattığını yazdı.
Ekonomik cephede ise, Trump’ın ateşkesi duyurmasının hemen ardından dünya enerji piyasalarında sert dalgalanmalar yaşandı. Brent petrolün varil fiyatı yüzde 3.4 düşerek 80.2 dolara, WTI petrolü ise yüzde 3.2 düşerek 76.8 dolara geriledi. Öte yandan, New York ve Londra borsaları yükselişe geçti; yatırımcılar, bölgesel bir savaşın şimdilik önlenmiş olmasından memnuniyet duydu.
Diplomatik alanda ise Katar, taraflar arasında dolaylı temasların kurulmasında kilit bir rol oynadı. Fransa ve Almanya da devreye girerek, Viyana’daki nükleer görüşmelerin yeniden başlatılması ve bölgesel güvenliğin bu süreçle bağlantılı hale getirilmesi çağrısında bulundu. Ancak bu çağrıların pratikte ne kadar karşılık bulacağı, bölgedeki yeni dengelere bağlı.
Tüm bu çabalara rağmen, ateşkes hâlâ son derece kırılgan. “The Atlantic” dergisi, son sayısında yayımladığı yazısında “Bu bir barış değil, sadece geçici bir mola. Motorları çalışır halde bekleyen ordular, düğmeye basılmasını bekliyor” ifadelerine yer verdi. İran, bölge dışı faaliyetlerinden vazgeçmiş değil; İsrail ise hava sahasındaki keşif uçuşlarını sürdürüyor ve savunma sistemlerini geri çekmiş değil.
Sonuç olarak, yaşanan bu ateşkes ne gerçek bir barış ne de uzun vadeli bir çözüm anlamına geliyor. Bu sadece, tarafların birbirini insansız hava araçları ve radar sistemleriyle izlemeye devam ettiği, yeni bir çatışma ihtimalinin ise hâlâ masada durduğu bir ara dönem. Ortadoğu yine bir karar anına doğru sürükleniyor; savaşın mı yoksa diplomasinin mi kazanacağını belirleyecek kararlar, şu anda karanlık odalarda, sessizlik içinde veriliyor.
Irak’ın: Ateşkes Ortasında Siyaset ve Direniş
İran ile İsrail arasında ateşkes ilan edilmesinin ardından Irak yönetimi, bölgede gerilimin artmasını önlemek amacıyla dengeli ve temkinli bir politika izlemeye başladı. Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, 24 Haziran 2025 tarihinde El Şark El Avsat gazetesine verdiği röportajda, Irak’ın çatışmanın içine çekilmesine kesinlikle karşı olduğunu açıkça ifade ederek, “Irak bu çatışmanın parçası olmayacaktır; çözüm ancak siyasi diyalogla mümkün olabilir” dedi. Bu açıklama, Irak’ın egemenlik ve tarafsızlık konusundaki kararlılığını ortaya koyuyordu (El Şark El Avsat, 24 Haziran 2025).
Resmi açıklamalarla paralel olarak, hükümet sözcüsü Basim El Avadi Monte Carlo International Radio’ya yaptığı açıklamada, Irak’ın bölgenin istikrarını koruma çabalarına tam destek verdiğini vurguladı. El Avadi, Irak’ın herhangi bir savaş sahası haline gelmemesi gerektiğini belirterek, hükümetin çatışmanın yayılmasını önlemek için diplomasiyi önceliklendirdiğini ifade etti (Monte Carlo International Radio, 23 Haziran 2025).
Ancak, resmi tutuma rağmen bazı İran yanlısı silahlı gruplar İsrail’e yönelik saldırılarını sürdürdüklerini açıkladılar. El Mayadin televizyonunun haberine göre, “Seyyid El Şuhada Tugayları” ve “Encebe Hareketi” gibi gruplar, ateşkesin direniş görevlerini ortadan kaldırmadığını belirtti ve roket ile insansız hava aracı saldırılarının devam edeceğini duyurdu. Bu gruplar, ateşkesi “İsrail lehine bir siyasi manevra” olarak değerlendirdiler (El Mayadin, 22 Haziran 2025).
Bu durum, Irak’ın güvenlik kararları üzerinde tam kontrol sağlayıp sağlayamadığı sorusunu yeniden gündeme getirdi. Devletin resmi makamları ile sahadaki silahlı grupların farklı hatta kimi zaman çelişen çizgileri, ülkeyi hassas bir denge noktasına getirmiş durumda.
Toplumda da önemli bir görüş ayrılığı göze çarpıyor. Reddit ve diğer sosyal medya platformlarında bazı kullanıcılar ateşkese karşı çıkarak bunu “Filistin’e ihanettir” şeklinde değerlendirirken, diğerleri İran’ın Irak üzerindeki etkisine karşı çıkarak “İran işgalci bir güç” olduğunu dile getiriyorlar. Bu görüşler, İran’ın Tahran’dan Beyrut’a uzanan “Direniş Ekseni”ni Irak ayağına taşımasıyla bağlantılıdır (Reddit Irak Topluluğu, Haziran 2025).
Bu karmaşık tablo, Irak’ı zor bir duruma sokuyor. Resmi makamlar, ülkeyi daha fazla çatışmanın içine çekmemek için tarafsız ve diplomatik bir yaklaşım benimserken, İran yanlısı silahlı gruplar bölgesel çıkarları doğrultusunda hareket ediyor. Halk ise bu vekalet savaşının Irak’a daha fazla zarar vermesinden endişe duyuyor.
Öte yandan, Irak Dışişleri Bakanlığı, Orta Doğu Haberleri’nin haberine göre, Katar ve Türkiye gibi bölgesel aktörlerle koordinasyon yaparak ateşkesin devamını sağlamaya çalışıyor. Bağdat, bu süreçte diplomatik köprüler kurarak gerilimi azaltmayı hedefliyor (Middle East News, 21 Haziran 2025).
İsrail, savunma sistemlerini tetikte tutarken İran da sınır bölgelerinde gözlem ve hazırlıklarını sürdürüyor. Irak ise iç ve dış baskılar arasında hassas bir denge kurmaya gayret ediyor.
Sonuç olarak, Irak bu karmaşık denklemde iki farklı güç arasında sıkışmış durumda. Resmi hükümet çatışmanın dışında kalmaya çalışırken, sahadaki bazı güçler farklı bir çizgide hareket ediyor. Halk ise bu belirsizlik ve gerilim içinde geleceğe umutla bakmaya çalışıyor.
