Irak Şehirleri, Dünyanın En Sıcak Yerleri Listesinde Başı Çekiyor
Ali BAYATLI – Bağdat
Sanki güneş, Irak’la kavurucu bir randevuya çıkmış gibi… 6 Ağustos 2025 Çarşamba günü, Irak yeniden dünyanın en sıcak yerlerinden biri hâline geldi. Bu sıradan bir gün değildi; sekiz Irak şehri, yeryüzünün en sıcak bölgeleri listesinde başı çekti. Listenin zirvesinde, Basra Havalimanı 49.8 santigrat dereceyle yer aldı. Bu değer, sanki acımasız bir yazın giriş kapısını aralıyordu. Yine Basra’ya bağlı Hayaniye bölgesi 49.4 dereceyle dördüncü sıraya yerleşirken, Amara 49.2 dereceyle beşinci oldu. Misan ilindeki Ali el-Garbi 49.1 dereceyle altıncı sırada yer aldı. Nasıriye 48.4 dereceyle dokuzuncu, Diyala’daki Bedre 48.2 dereceyle onuncu sıraya girdi. Rifai 47.3 dereceyle on üçüncü, Kut’taki el-Hay kazası ise 47.2 dereceyle on dördüncü oldu.
Bunlar sadece meteorolojik rakamlar değil; aynı zamanda Ortadoğu’yu kasıp kavuran “Kıyamet Sıcağı” dalgasının Irak üzerindeki etkisinin sessiz ama çarpıcı kanıtlarıdır. Sanki yaz, tüm öfkesini serbest bırakmış gibi.
Irak Meteoroloji Genel Müdürlüğü, perşembe günü için bu yakıcı havanın devam edeceğini öngörüyor. Ülkenin doğu bölgelerinde havanın açık ile parçalı bulutlu olacağı, kuzeybatıdan esen hafif ila orta şiddetteki rüzgarların öğle saatlerinde bazı orta ve güney bölgelerde toz fırtınalarına yol açabileceği bildirildi. Orta bölgelerde sıcaklıkların biraz artacağı, kuzey ve güneyde ise benzer seviyelerde seyredeceği belirtildi.
Ancak daha ciddi uyarı, hava tahmin uzmanı Sadık Atıya’dan geldi. Önümüzdeki hafta yoğun nem ve aşırı sıcaklık dalgasına karşı halkı uyardı; bazı bölgelerde yağış ihtimali olduğunu da ekledi. Özellikle orta ve güney kesimlerde yaşayanlara öğle saatlerinde dışarı çıkmamalarını ve bol su tüketmelerini önerdi.
Irak, buhar gibi yükselen bu sessiz tehdit karşısında yeni bir sınavla karşı karşıya. Rüzgarın sıcak fısıltısından başka sesi olmayan bu meydan okuma karşısında, bizlerin bu yakıcı sessizliğe karşı koyabilecek bilince sahip olup olmadığımız sorgulanıyor.
Son yıllarda Irak, aşırı sıcak hava dalgalarından en fazla etkilenen ülkelerden biri hâline geldi. Artık yaz mevsimi sadece bunaltıcı bir mevsim değil, her gün insan yaşamını, sağlığını ve ekonomik güvenliğini tehdit eden bir kriz hâline dönüştü. Yüksek sıcaklıklar, artık yaşamın her anına sızan bir endişe kaynağı oldu: evden sokağa, okuldan hastaneye, tarladan pazara kadar.
Bilimsel araştırmalar, Irak’ta sıcaklıkların eşi görülmemiş düzeylere ulaştığını gösteriyor. Bazı bölgelerde termometreler 50 dereceyi aşıyor. Bu rakamlar, özellikle yaşlılar, çocuklar ve açık alanda çalışanlar için hayati risk taşıyor. Her yeni sıcak hava dalgasıyla birlikte, sıcak çarpması ve ısı stresi nedeniyle hastanelere başvuranların sayısı artıyor; ölüm vakaları ise ne yazık ki uygun altyapı ve iklim acil eylem planlarının eksikliği nedeniyle önlenemiyor.
Ancak bu zorluk sadece bedenle sınırlı değil. İnsan ruhu da sıcaklığın ve tozla kaplı gökyüzünün yükünü taşıyor. Sürekli tekrarlayan toz fırtınaları, havasız günler ve elektrik kesintileri, halkın psikolojisini zorluyor. Araştırmalar, bu koşullar altında yaşayan toplumlarda kaygı ve depresyon vakalarının arttığını; hizmetlerin zayıflaması ve su ile elektrik sıkıntısının aile içi şiddet gibi olumsuz davranışlara neden olduğunu ortaya koyuyor.
Irak’ın can damarı olan tarım sektörü de bu kavurucu gerçeklikten nasibini alıyor. Toprak, gökten beklediği bereketi bulamıyor. Kuraklık, verimli arazilere doğru sinsice ilerliyor. Mahsuller zamanından önce kuruyor. Köylüler, artık toprağa değil, şehirdeki umut kırıntılarına yöneliyor. Dicle ve Fırat nehirlerinin su seviyeleri düştükçe, su – o en temel hak – köyler için ulaşılması zor bir rüyaya dönüşüyor ve bölgeler arası yeni gerilimlerin kaynağı hâline geliyor.
Irak şehirleri ise hâlihazırda savaşların ve ihmallerin izlerini taşıyan, yorgun ve yıpranmış yerleşimler. Yüksek sıcaklık, zaten eski ve kırılgan olan elektrik şebekelerini daha da zorluyor. Soğutma ihtiyacı arttıkça kesintiler sıklaşıyor; insanlar ise çoğu zaman sağlıksız ve tehlikeli çözümlere başvurmak zorunda kalıyor. Öğle saatlerinde çarşılar boşalıyor, okullar kapanıyor, işler aksıyor ve ülke ekonomisi telafisi zor üretim saatlerini kaybediyor.
Bu manzaranın ortasında, birçok aile göç etmek zorunda kalıyor. Suyu tükenmiş, toprağı kurumuş köylerden, umuda tutunmak için şehirlere taşınan bu insanlar, çoğu zaman kentin kenarında, zor şartlar altında yaşam mücadelesi veriyor. Bazıları temel yaşam gereksinimlerinden yoksun kamplarda yaşıyor. Ne sıcaklardan koruyacak bir çatıları var, ne de tozdan kaçabilecekleri bir sığınakları.
Irak’ta bugün yaşananlar, sadece uzun bir yazdan ibaret değil. Bu, derin iklimsel dönüşümlerin habercisidir. Bu kriz, bireysel çabaların ötesinde, toplumsal farkındalık, bilimsel planlama ve siyasi irade gerektiriyor. Zorluklara karşı direnmeyi bilen Irak halkı, şimdi varoluşsal bir sınavla karşı karşıya. Ancak devlet, toplum, bilim ve irade bir araya gelirse; Mezopotamya’nın bereketli toprakları yeniden yaşanabilir bir yurt olabilir. Aksi hâlde, uygarlıkların beşiği olan bu topraklar, yaşanılamaz bir çöl hâline gelebilir.
