Türkiye’nin ve Ermenistan’ın Vize Kolaylığı Kararı Ne Anlama Geliyor?
Ahmet Sağlam
Osmanlı döneminde “Sadık Millet” olarak anılan Osmanlı tebaası Ermeniler Türklerle birlikte aynı siyasal yapı içerisinde barış, huzur ve zenginlik içinde müreffeh bir yaşam sürmüşlerdir. Ancak 19. yüzyılın sonlarından itibaren büyük güçlerin jeopolitik hesapları doğrultusunda bu birlikte yaşam düzeni bozulmuş, Ermeni toplumu Türklerle karşı karşıya getirilen bir siyasal özne hâline dönüştürülmüştür. Bu sürecin tarihsel ve jeopolitik arka planı başlı başına kitaplara konu olacak kadar kapsamlıdır ve bu yazının sınırlarını da aşmaktadır. Dolayısıyla bu noktayı uzatmadan, günümüze ve mevcut normalleşme sürecine odaklanmak daha isabetli olacaktır.
Bugün gelinen aşamada Ermenistan hem Türkiye hem de Azerbaycan ile hızlı bir normalleşme arayışı içerisindedir. Bu arayışın temel motivasyonu, kuşkusuz Ermenistan’da yaşayan Ermeni halkının refahını artırma ihtiyacıdır. Uzun yıllardır kapalı sınırlar, çatışmalar ve bölgesel izolasyon nedeniyle ekonomik ve sosyal açıdan ciddi sorunlar yaşayan Ermenistan için bu normalleşme arayışı bir tercih değil aksine bir zorunluluk hâline gelmiştir.
Ermenistan’ın Türkiye ve Azerbaycan ile kuracağı sağlıklı ilişkiler, yalnızca Ermenistan’ın değil, tüm Güney Kafkasya’nın ekonomik refahına katkı sağlayacaktır. Bu süreç aynı zamanda günümüzde yeniden gündeme gelen Orta Koridor gibi Yeni İpek Yolu projeleri açısından da stratejik bir öneme sahiptir. Bugün yaşanan bu normalleşme süreci Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana post-Sovyet coğrafyada böylesine hızlı ve çok boyutlu bir şekilde daha önce hiç yaşanmadığını söylemek mümkündür. Bunun sebeplerinden bir tanesi ve ana etkenlerden birisi olan Ermenistan dışında yaşayan ve güçlü bir etkiye sahip olan Ermeni diasporasıdır. Ermeni diasporası ve Ermeni lobileri bulundukları ülkelerin stratejik çıkarları doğrultusunda tarihsel uydurmalarla Türkiye Türkleri ve Azerbaycan Türkleri aleyhine düşmanlıkları canlı tutma yönünde tutum harcayarak bölgedeki çatışmaları ve bölge halkları arasındaki düşmanlıkları körüklemişlerdir. Kendi yaşam standartları yüksek olan bu Ermeni diasporası Ermenistan’daki Ermeni halkının karşı karşıya olduğu ekonomik ve sosyal gerçeklikten büyük ölçüde kopuktur. Dolayısıyla onlar için bölgede yaşanan düşmanlığın yıkıcı ekonomik ile sosyal sorunları Ermeni diasporasına bir anlam ifade etmemektedir. Bu sorunlarla Ermenistan’da yaşan Ermeniler yüzleşmişlerdir. Bu durum, Ermenistan’ın bölgeyle barışma ve entegrasyon çabalarını zorlaştıran önemli bir faktör olmuştur.
Diğer bir önemli faktör ise Rusya ve Rusya’nın bölgedeki çıkarları olmuştur. Bu noktada Rusya’nın tarihsel rolünü göz ardı etmek mümkün değildir. Sovyetler Birliği döneminde Moskova, Orta Asya ve Güney Kafkasya’daki cumhuriyetler arasında doğrudan ilişkiler kurulmasını engellemiş, tüm diplomatik ve siyasal süreçleri kendi merkezî yapısı üzerinden şekillendirmiştir. SSCB’nin dağılmasının ardından da Rusya, bu coğrafyayı uzun süre “arka bahçesi” olarak görmüş; bölgedeki dostlukları, düşmanlıkları ve çatışmaları kendi stratejik çıkarları doğrultusunda yönlendirmiştir.
Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından işgali ve Karabağ’da Azerbaycan Türklerinin maruz kaldığı soykırım, bu stratejinin en somut ve en yıkıcı sonuçlarından biri olmuştur. Bu şekilde kalıcı düşmanlıklar inşa edilmiş, bölge halkları birbirine yabancılaştırılmış ve Türk dünyasıyla Türkiye arasındaki kara bağlantısı kesilmiştir. Sonuç olarak tüm bunlar Rusya’nın uzun vadeli jeopolitik hedeflerinin bir sonucu olarak yaşanmıştır.
Ancak günümüzde Rusya’nın Ukrayna savaşıyla yoğun şekilde meşgul olması ve bu süreçte ciddi bir güç kaybı yaşaması, Güney Kafkasya ve Orta Asya’daki etkisini önemli ölçüde azaltmıştır. Bu durum, bölge ülkelerine kendi aralarındaki sorunları çözme ve ekonomik–kültürel iş birliklerini geliştirme fırsatı sunmuştur. Nitekim İkinci Karabağ Savaşı sonrasında Azerbaycan ile Ermenistan arasında başlayan diyalog süreci de, Rusya’nın bölgedeki ağırlığının azalmasıyla doğrudan ilişkilidir.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın şu sözleri, bu gerçeği açık biçimde ortaya koymaktadır:
“Ermenilerin Türkler ve Azerbaycanlılar arasındaki köklü düşmanlığı, Sovyet dönemi propagandası ve KGB’nin etkisiyle şekillenmiştir. Bu dünya görüşünden bir an önce kurtulmamız gerekiyor.”
Ermenistan’ın Azerbaycan ile ilişkilerini hızlı bir şekilde normalleşmeye başlatmasının ardından Türkiye’de Ermenistan ile ilişkilerini normalleşme sürecine sokmuştur. Bu iradenin sembolik göstergelerinden biri, Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye’nin First Lady’lerinin 25. Şanghay İş Birliği Örgütü Zirvesi kapsamında Çin’de birlikte verdikleri fotoğraf olmuştur. Bu tür adımlar, ilgili ülkelerin kamuoylarına verilen güçlü barış mesajları olması açısından önemlidir.
Bugün gelinen noktada ise somut bir karar hayata geçirilmiştir. Türkiye ve Ermenistan, diplomatik, hizmet ve hususi pasaport hamilleri için vize sürecini kolaylaştırma kararı almıştır. 1 Ocak 2026 itibarıyla Türkiye’de ve Ermenistan’da bu pasaportlara sahip kişiler, ücretsiz e-vize alabilecektir. Taraflar, bu adımla birlikte normalleşme sürecini “ön koşulsuz ve tam normalleşme” hedefiyle sürdürme konusundaki taahhütlerini bir kez daha teyit etmişlerdir.
Önümüzdeki dönemde Zengezur Koridoru’nun açılmasıyla birlikte bölgede istikrarın güçlenmesi ve ekonomik zenginliğin artması beklenmektedir. Türkiye–Ermenistan ve Ermenistan- Azerbaycan normalleşmesi, yalnızca bu ülkeler arasındaki ilişkileri değil, Güney Kafkasya’nın tamamının geleceğini şekillendirecek stratejik bir eşik olarak görülmelidir.
Ahmet Sağlam / Ankara / www.saglamahmet.com / 30.12.2025
