NUR

ÖMER MEYAS
Erbil Kalesi’nin önünde
bir genç kız durdu…
Adı Nur.
Üzerinde Türkmen elbisesi,
elinde Türkmen bayrağı,
gözlerinde
yüzyılların susmayan sesi…
Ve kaldırdı elini
bir Bozkurt işaretiyle.
O an
sadece bir el yükselmedi;
bir kimlik yükseldi,
bir tarih yükseldi,
unutulmak istenen
bir milletin sesi yükseldi.
Sonra
sözleri olmayanlar konuştu,
küfürler savruldu,
hakaretler yağdı,
tehditler gölgeler gibi
ekranların arkasına saklandı.
Ama Nur susmadı.
Çünkü
korku, insanın yüreğinde büyür;
inanç ise insanın önünde yürür.
Onlar kelimelerle saldırdılar,
Nur duruşuyla cevap verdi.
Onlar taş atmaya çalıştılar,
Nur bayrağını daha yükseğe kaldırdı.
Çünkü o biliyordu:
Bir genç kızın cesareti
bazen bir meydandan büyüktür.
Bir Türkmen kızının
kendi kimliğiyle
kendi toprağında
dimdik durması,
binlerce kelimeden
daha güçlüdür.
Ey Nur,
Sen o gün
sadece kendi adını taşımadın.
Türkmen kızlarının
onurunu taşıdın.
Anaların duasını,
babaların hatırasını,
ataların izini,
Kerkük’ten Erbil’e,
Telafer’den Altunköprü’ye
uzanan bir hafızayı taşıdın.
Ve şunu gösterdin:
Kimliğini sevmek suç değildir.
Bayrağını taşımak ayıp değildir.
Kendi kültürünle gurur duymak
kimseye düşman olmak değildir.
Bırak konuşsunlar…
Sen başını eğme.
Çünkü
kaleler taşla yükselir,
milletler ise
onurlu insanlarla.
İşte o gün
Erbil Kalesi’nin gölgesinde
bir Türkmen kızı durdu.
Adı Nur’du.
Ama ışığı
yalnız kendisine değil,
kimliğini unutmayan herkese
vuruyordu.
