Kerkük ve İmkansız Bir Türkmen İttifakının Doğuşu: Siyaset, Coğrafyanın Örsü ile Tarihin Çekici Arasında
Mudar OSMAN
Kerkük’te her şeyin bir tarih kokusu var… Her siyasi adım, coğrafyanın ağırlığı altında inliyor. Sanki bu şehir, kuruluşundan bu yana iç içe geçmiş kaderlere mahkûm; burada yaşayanlar ne rahat bir uyku çekebiliyor ne de sabaha tutarsızlıklarla karşılaşmadan uyanabiliyor. Irak siyasetinin “üçüncü unsuru” sayılan Türkmenler ise bu şehirde tarihsel acılarını yaşıyor: Ortak bir şemsiye altında toplanamadan, kendilerine asgari düzeyde bir temsiliyet sağlayacak bir siyasi ittifaktan yoksun bir şekilde, merhamet bilmeyen bir mücadelede yer alıyorlar.
Yaklaşan parlamento seçimleri öncesinde aynı denklem yeniden sahneye çıkıyor: Siyasi Türkmen güçleri, ipi kopmuş tespih taneleri gibi dağınık bir halde. Etraflarında ise, kimi zaman doğrudan, kimi zaman dolaylı biçimde onlara karşı kurulan Arap ve Kürt ittifakları var. Bu ittifakların her biri, ya bölgesel bir güç tarafından ya da Bağdat’taki derin devletin nüfuz merkezlerince destekleniyor. Türkmenler için garantör olması beklenen Türkiye ise Kerkük’ü hala ikincil bir dosya gibi görüyor; büyük güçlerle yürüttüğü mücadelelerin bir faslı olarak ele alıyor. Bu da, Türk tarafının ya eksik ya da etkisiz kalan varlığını, Türkmen evinin duvarındaki en zayıf halka haline getiriyor.
Kerkük’te “Birleşik Türkmen İttifakı”ndan söz etmek kolay değil. Seçim tarihi yaklaştıkça müzakereler hız kazansa da ilk anlaşmazlıkta süreç durma noktasına geliyor. Bir yanda, Türkmen siyasi tarihinin doğal mirasçısı olduğunu düşünen geleneksel güçler var – başta Irak Türkmen Cephesi ve onun tecrübeli kadroları. Bu grup, örgütsel yapıya, oturmuş bir parti sistemine ve Ankara’daki güçlü ilişkilere sahip. Ancak son yıllarda halk desteğini yitirmiş durumdalar; bu da sahadaki meşruiyetlerini zayıflatıyor.
Diğer yanda ise genç, yeni ya da ayrılıkçı güçler ortaya çıkmış durumda. Bu kesim, geleneksel liderliği donuklukla ve halktan kopmakla suçluyor. Geçmişe yaslanmak yerine geleceğe açılan bir Türkmen siyasi projesi öneriyor. Dinamik olmalarına karşın tecrübesizler ve bölgesel karar merkezleriyle ilişkileri zayıf. Bu nedenle, seçimde başarı gösterseler bile kendi kaderlerini tayin edecek güçten yoksun, başka projelerin tamamlayıcısı haline gelebilirler.
Ortada ise bağımsızlar, aktivistler, akademik semboller ve toplumsal kanaat önderleri var. Birçokları, birleşik ve merkezi bir blok kurma umudunu onlara bağlamış durumda. Ancak onların da siyasetteki içsel karmaşıkları aşamadıkları, seslerinin çölde yankılanan bir çığlık gibi zayıf kaldığı görülüyor. Bu manzarayı daha da zorlaştıran gerçek, Kerkük’ün sıradan bir vilayet olmamasıdır: Burası Kürt emellerinin kavşağı, Arap nüfuzunun kilit noktası ve ötelenmiş Türk–İran çekişmesinin potansiyel sahnesidir.
Bu jeopolitik gerçek, Türkmen ittifakını ip üstünde yürüyen bir cambazın dengesine benzetiyor: Kürtlerle yakınlaşmak Arapları öfkelendiriyor; Araplarla ittifak kurmak Kürtler tarafından düşmanca algılanıyor; Türkiye’ye yakın durmak bazı bölge başkentleri tarafından “eski Osmanlıyı çağırmak” olarak yorumlanıyor; Türkiye’den uzak durmak ise Türkmen kimliğine ihanet gibi görülüyor.
Türkmen siyasi güçleri, bu başkentler arasında denge kurmaya, kimliğinden ödün vermeden yerini sağlamlaştırmaya çalışıyor. Ancak Irak’ta zaman acımasız; Kerkük’teki siyasi yarış, pencereleri olmayan bir odada verilen oksijen mücadelesine benziyor. Seçimlerde ise oylar tek geçerli para birimi. Göçler ve zorunlu yer değiştirmeler nedeniyle demografik olarak gerilemiş olsalar da Türkmenler, hala denklemi tersine çevirecek bir oy potansiyeline sahip. Sorun, sayıda değil yönelimde: Oylar toplanıyor ama birleşmiyor; oluşan bloklar hemen çözülüyor; her yerel lider kendisini başrole layık görüyor.
Yeni ittifakı kurmaya çağrılan aktörler güçlüdür, bu tartışmasız. Aşiret temsiliyeti, saha deneyimi, halk desteği ve belki de Türkiye’nin dolaylı onayı onların elinde. Fakat bu gücün seçim meydanına sadece bir “isim listesi” olarak değil, bir ittifak ruhuyla çıkması için ortak bir düşünce haritasına, siyasi programa ve kapsayıcı bir kimliğe ihtiyaçları var. Çünkü Irak’ta seçimler yolun sonu değil başıdır. Sonuçlar açıklandıktan sonra, asıl mücadele olan “iktidar paylaşımı savaşı” başlar. Siyasi bloğun ağırlığı yalnızca sandalye sayısıyla değil, pazarlık gücü ve etkili koalisyonlar kurma becerisiyle ölçülür.
Tam da burada birleşik Türkmen ittifakının önemi ortaya çıkar: Eğer bu ittifak yeterince güçlü değilse, kendini Arap ya da Kürt ittifaklarına eklemlenmiş, iradesi sınırlı bir figür olarak bulur. Oysa Kerkük, çok etnili Irak’ın anahtarıdır; burada güçlü bir Türkmen temsiliyeti, halkı kapsayan bir vali ya da çoğulculuğu yansıtan bir il meclisi kadar önemlidir.
Türkmen kartı dağınık kaldıkça, haklar Bağdat’ın kapalı salonlarında ve Erbil’in karanlık koridorlarında kaybolur. Bugün yaşanmakta olan sadece bir seçim süreci değildir; Türkmen siyasi tarihinde belirleyici bir eşiktir. Türkmenler ya birleşik, akılcı bir ulusal varlığı temellendirecek bir siyasi projede kenetlenecekler ya da parçalanmış halleriyle boşluğu başkalarına bırakıp yavaş yavaş arka sıralara çekilecekler.
Geçmiş seçim deneyimleri, Türkmen siyasetinde kronik bir çarpıklığı gözler önüne serdi: Oyu olan, merkezdeki karar mekanizmasına ulaşamıyor; merkezde gücü olan ise halk desteğinden yoksun kalıyor. Böylece Türkmenler, iki yönlü bir zayıflık arasında sıkışmış durumda.
Bu gerçeklik içinde, bir Türkmenin diğerine ittifak çağrısı yapmasını kimse yadırgamaz. Amaç, safları birleştirmek ve kazanımları artırmak olduğu sürece, bu çağrı meşrudur. Aksine, bu çağrı geç kalmış bir sorumluluğun telafisidir.
Türkiye, Irak Türkmenleriyle sahip olduğu tarihsel, dilsel ve kültürel bağlar doğrultusunda, yeni bir stratejik açılım süreci yürütüyor. Bu süreçte kalıcı ortaklar aranıyor, geçici araçlar değil. O ortaklıklar, bekleyenlere değil, cesaretle karar alıp harekete geçenlere verilir.
Bugün fırsat kapısı açıktır ve bu kapı belki bir daha açılmayabilir. Irak Türkmenleri artık “önemsiz bir sayı” olmaktan çıkarak, “zorlayıcı bir denklem unsuru” haline gelebilir. Ancak bu, miras kalmış kırgınlıkların ve tali anlaşmazlıkların ötesine geçen, birleşik bir duruş ve geniş kapsamlı bir siyasi ittifakla mümkün olur.
