Hamid Ahmedzade/ Ben de bir Tebrizli olarak kendi teşekkürlerimi Harputlu kardeşlerime sunuyorum. Siz Tebriz’e, Azerbaycan’a Akkoyunlu Uzun Hasan’ı ve muhterem annesi Sara Hatun’u verdiniz. Biz de size Tebriz’in kızıl güllerini armağan ettik.
Sizin “Uzun Hasan” dediğiniz şahsı biz “Hasan Padişah” diye adlandırdık. Sara Hatun’u ise Türk dünyasının bir numaralı elçisi olarak kabul ettik ve şöhretini âlemlere yaydık. Biz, kan kardeşimiz olan sizlere Tebriz’in kızıl güllerini armağan ettik. Siz de bizim topraklarımızdan götürdüğünüz bu kızıl güllere büyük değer vererek, emanete sadık kaldınız ve onlara “Tebriz gülü” adını verdiniz. Bu gülleri kardeş ülke Türkiye’de meşhur ettiniz.
Biz de Harput’tan gelen Uzun Hasan’ı; Akkoyunlu, Harputlu Hasan Padişah olarak benimsedik ve bütün Azerbaycan’da, bugünkü İran topraklarında “şahlar şahı” yaptık. Sizin lütfunuz sayesinde muhteşem bir şaha sahip olduk; devlet sahibi olduk. Türkçeye değer veren, ana dilimize hürmet eden Hasan Padişah’ın emriyle Türkçeye çevrilen Kur’an’a sahip olduk. O Kur’an’ı gözümüz gibi koruduk ve sonunda Hasan Padişah adına Hz. İmam Rıza Türbesi’ne armağan ettik.
Tarih boyunca o Kur’an nice yiğidin kanı arasında elden ele geçti. Karakoyunlu Devleti, bu Kur’an’a yemin ederek birçok memleketin suçlularını affetmiştir.
Siz bizden badem ve badem tatlısını (badem noğulu) aldınız; biz de size verdiğimiz bu emanetlere iyi baktığınızı gördük. Siz de Tebriz güllerinden gül suyu elde ettiniz; o gül sularından badem şekeri, noğul, şerbet ve helva yaptınız. Tebriz gülü suyundan elde edilen bu ürünleri adlandırarak Türkiye’de meşhur ettiniz.
Biz ise Uzun Hasan’ın, yani Hasan Padişah’ın keremiyle Hasan Padişah Camii’ne sahip olduk. O dönemlerde Tebriz’den dünyanın üç kıtasına fermanlar gönderilirdi.
O zamanlar Harputlular, Tebriz’i örnek alarak sekiz köşeli kasketi Harput’un nişanı olarak Türkiye’de meşhur ettiler. Hasan Padişah’ın eşi Marta Hanım, Karadeniz’i özlemesin diye, o dönemde dünyada eşi benzeri olmayan bir göl yaptırdı ve Tebriz şehrine armağan etti. Tebriz halkı bu göle “Hasan Padişah Gölü (Şahgölü)” adını verdi ve meşhur etti.
Harput’ta Sara Hatun adına yapılan caminin bahçesine, Tebriz’deki Hasan Padişah Camii’nde olduğu gibi güller dikildi; dükkânlar, pazarlar ve meydanlar kuruldu.
Bugün nasıl ki Hâri Bülbül Karabağ’ın simgesiyse, aynı şekilde sizin muhteşem ve sevimli tarihi Harput şehriniz de Tebriz güllü şehir kimliği kazanmıştır. Dünya çapında meşhur elçi, eski adıyla şehbender, bugünkü adıyla dışişleri görevlisi olan Sara Hatun, vasiyeti üzerine kendi yaptırdığı caminin haziresine defnedilmiştir. O şehirde ve çevresinde diktiği Tebriz güllerinin suyundan şerbet, helva, şekerli badem, noğul ve sarı şile hazırlanmasını; mevlitlerde ve mersiyelerde ikram edilmesini istemiştir.
Nasıl ki Osmanlı Sultanı Osman Gazi Bursa’da çam ağacını kendi eliyle dikmişse, Harput’ta da Türk dünyasının en büyük elçilerinden Sara Hatun, Tebriz güllerini kendi eliyle toprağa dikmiştir. O Tebriz gülleri bugün Harputlular için bir nostalji hatırasıdır. Tebriz ise bugün Hasan Padişah’ın hatırasını yaşatmaktadır.
Bugün Harput’ta da, Tebriz’de de eski mevkiler kaybedilmiş olsa bile kardeşlik kaybedilmemiştir. Zira Türk’ün Türk’ten başka kardeşi var mıdır?
Şehriyar’ın dediği gibi:
“Yabancı gelip kardeş olur ama kardeş yabancı olmaz.”
Dedelerimizin dediği gibi:
“Kardeşler savaştı, gafiller sevindi.”
Biz kardeşliğimizi asla kaybetmeyiz; mezarlarımızın üzerinde bir karış ot bitmese bile… Nitekim Sara Hatun, kendi adına Harput’ta hazırladığı mezarın bahçesinde güller ekmiş ve şöyle vasiyet etmiştir:
“Bu bahçede Harput’ta, Tebriz gülünden başka gül ekmeyin.”
Tebriz’de de Hasan Padişah’ın yaptırdığı Şahgölü, Hasan Padişah Camii ve Sahibemr Meydanı, Tebriz kimliğinin simgesi olmuştur.
