Skip to content
27 Nisan 2026
  • Facebook
  • Twitter
  • Youtube
  • Instagram
IRAK TÜRKLERİNİN BAĞIMSIZ SİYASİ GAZETESİDİR

IRAK TÜRKLERİNİN BAĞIMSIZ SİYASİ GAZETESİDİR

Özgür Basın, Özgür Toplum

Sosyal medya hesaplarımız

  • Facebook
  • Twitter
  • Youtube
  • Instagram
Primary Menu
  • HABERLER
    • Akademik Makaleler
    • Arapça
    • Azerbaycan
    • Basın
    • Dünya
    • Editörden
    • İngilizce
    • Kitap
    • Kültür – Sanat
    • Türkiye
  • Yazarlar
  • Multimedya
  • Kütüphane
  • Kültür – Sanat
  • Röportajlar
  • Genel Tanıtım
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Türkmeneli’ni Tanıyalım
  • Kerkük Türküleri
  • Kerkük Kültür Derneği
  • Kitaplarımız
  • İletişim
  • Home
  • Haberler
  • Amerikan–Iran Krizi ve Irak’ın Tutumu
  • Akademik Makaleler
  • Haberler

Amerikan–Iran Krizi ve Irak’ın Tutumu

Kerkük Gazetesi 16 Ocak 2026
1

Amerikan–Iran Krizi ve Irak’ın Tutumu

Ali BAYATLI – BAĞDAT

Iran–Amerika Birleşik Devletleri ilişkileri dosyası, Ocak 2026’nın ilk iki haftasında, “çok boyutlu bir tırmanış” olarak tanımlanabilecek yeni bir gerginlik dalgasına sahne olmuştur. Bu tırmanış, açıklamalara göre Iran içindeki geniş çaplı ve dışarıdan aldığı desteğiyle protestolar ve bunlara eşlik eden sert güvenlik müdahaleleri ile can kayıplarını içeren iç boyut, ABD ve uluslararası toplumun yaptırımlar ve Birleşmiş Milletler üzerinden yürüttüğü diplomatik baskıyla şekillenen dış boyut ve bölgede askeri hareketlilik, konuşlanma sinyalleri ve hazırlıklarla kendini gösteren güvenlik ve askeri boyut olmak üzere üç ana eksende ilerlemektedir. Bu çok katmanlı süreçte, başta Körfez ülkeleri, Türkiye, Mısır ve Umman olmak üzere bazı bölgesel aktörler, doğrudan bir askeri çatışmanın bölgeyi ateşe atmasını ve enerji piyasalarını sarsmasını önlemek amacıyla bir tür “dengeleyici fren” işlevi görmeye çalışmaktadır.

Iran sahnesinde yaşanan gelişmeler, başlangıçta ekonomik temelli protestoların zamanla siyasi bir meydan okumaya dönüşmesi şeklinde okunmaktadır. Çeşitli medya ve analizlere göre protestolar, yaşam koşullarının ağırlaşması, ulusal para biriminin değer kaybı ve fiyat artışlarıyla başlamış, giderek devlet yönetiminin meşruiyetini ve iktidar biçimini sorgulayan daha geniş bir siyasi çerçeveye evirilmiştir. Protestoların yayılmasıyla birlikte Iran yönetimi güvenlik önlemlerini sertleştirmiş, aşırı güç kullanımı, internetin kesilmesi ve bilgi akışının kısıtlanması gibi uygulamalar nedeniyle geniş çaplı insan hakları ve medya eleştirileri gündeme gelmiştir. Güncel raporlar, protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısına ilişkin ciddi bir veri farklılığına işaret etmektedir; resmi veya yerel kaynaklara dayanan rakamlar ile uluslararası insan hakları kuruluşlarının sunduğu tahminler arasındaki bu fark, kapalı ya da yarı kapalı rejimlerde sıkça görülen hikayeler savaşının tipik bir yansımasıdır.

Bu bağlamda Iran siyasi liderliği, öfkeyi yatıştırma kapasitesine sahip olduğunu göstermek amacıyla ekonomik reform, yolsuzlukla mücadele ve para politikasının iyileştirilmesine dair vaatler öne sürmektedir. Haber kaynaklarında, bu mesajların Iran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’a atfedilen açıklamalarda da yer aldığı görülmektedir. Ancak asıl sorun, reformist bir söylemin yalnızca dil üzerinden değil, sahadaki somut değişimlerle anlam kazanmasıdır. Hesap verebilirlik mekanizmalarının işletilmesi, güvenlik baskısının hafifletilmesi, kamusal alanın açılması veya gerçekçi bir ekonomik paket sunulmadığı sürece, güvenlik tırmanışının öne çıktığı bir ortamda bu vaatlerin inandırıcılığı zayıflamakta ve zaman kazanma aracı olarak algılanmaktadır.

Amerikan yaklaşımı ise bu aşamada “haklar ve siyasetle harmanlanmış yüksek baskı” stratejisi olarak öne çıkmaktadır. Washington’un en belirgin tepkisi, iç baskılarla bağlantılı olduğu düşünülen İranlı yetkilileri ve petrol gelirlerinin uluslararası kanallar üzerinden dolaşıma sokulmasında rol oynadığı iddia edilen mali ağları hedef alan yaptırımlar olmuştur. Çeşitli raporlar, yaptırımların üst düzey yetkilileri ve bazı gözaltı tesislerini de kapsayan kurumları içerdiğini ortaya koymaktadır. Bu çerçevede ABD, iç baskı meselesini yaptırımlar, finans ve enerji dosyalarıyla ilişkilendirerek, Iran içindeki krizi uluslararası davranış değişikliği meselesine dönüştürmeyi amaçlamaktadır.

Söylem düzeyinde ise ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin “Iran halkını desteklediğini” ve şiddetin durdurulması çağrısını yinelemiştir. Bu söylem iki yönlüdür: Bir yandan ahlaki ve insan hakları temelli bir çerçeveyle müttefikleri mobilize etmeyi ve Tahran’ı uluslararası alanda zor durumda bırakmayı hedeflemekte, diğer yandan ise Iran’ı ekonomik olarak yıpratmaya ve dışarıda izole etmeye dayanan “yüksek baskı” stratejisiyle uyumlu bir siyasi ve stratejik hat izlemektedir. Bu yaklaşımda askeri seçenek teorik olarak masada tutulsa da, fiili bir savaş tercih edilmemektedir.

Buradaki temel mesele, söylemin ötesinde, hedef ile araç arasındaki çelişkidir. Washington, Iran’ı caydırmak ve bölgesel ile nükleer manevra alanını daraltmak istemekte, aynı zamanda kapsamlı bir savaştan kaçınmaya çalışmaktadır. Bu ikilem, Amerikan tırmanışını “hesaplı” kılmaktadır: yaptırımlar, Birleşmiş Milletler’de diplomatik baskı ve askeri sinyaller bir arada kullanılmakta, ancak nihai bir saldırı kararı alınmamaktadır. Zira böyle bir saldırı, vekil güçler üzerinden asimetrik tepkilere, boğazların veya askeri üslerin hedef alınmasına ve petrol fiyatlarının yükselmesine yol açarak müttefikleri zor durumda bırakabilir.

Siyasi tırmanışın önemli göstergelerinden biri, dosyanın ABD talebiyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne taşınması ve baskılar ile protestoların acil bir oturumda ele alınmasıdır. Bu adım, veto dengeleri nedeniyle bağlayıcı bir karar çıkmasını garanti etmese de iki temel amaca hizmet etmektedir: Iran’ın davranışlarının medya ve ahlaki maliyetini artırmak ve Washington’a yaptırımları genişletmek ile müttefiklerle pozisyonları uyumlaştırmak için uluslararası bir zemin sağlamak. Bu süreçte ABD yetkililerinin “tüm seçenekler masada” ifadesini yinelemesi dikkat çekerken, Tahran da olası bir saldırıya karşılık verileceği yönünde uyarılarda bulunmuştur. Uluslararası ilişkiler perspektifinden bakıldığında, bir iç krizin uluslararası aştırılması ek bir gerilim üretmektedir; Iran bunu müdahale olarak görürken, ABD sivil halkı ve insan haklarını koruma söylemini öne çıkarmaktadır. Pratik sonuç ise genellikle artan kutuplaşma ve daralan uzlaşı alanıdır.

Bu tabloda G7 ülkelerinin devreye girmesi de dikkat çekicidir. Grup, protestolara yönelik şiddetin sürmesi halinde ek kısıtlayıcı önlemler uygulanabileceği yönünde uyarılarda bulunmuştur. Böylece baskı, ikili bir Amerikan–Iran geriliminden çıkarak çok taraflı bir yapıya bürünmekte, Tahran’ın Batı içindeki çelişkilerden yararlanma kapasitesi sınırlanmaktadır. Bununla birlikte, G7’nin askeri angajmandan ziyade yaptırımlara daha yatkın olması, rolünü çatışmayı körüklemekten çok baskıyı beslemekle sınırlı kılmaktadır.

Eğer tırmanış Iran iç dinamikleri ve Washington’un baskısı ile besleniyorsa, onu sınırlama çabaları büyük ölçüde bölgeden gelmektedir. Güncel raporlar, Suudi Arabistan, Katar, Umman ve Mısır’ın, ayrıca Türkiye’nin de dahil olduğu diplomatik girişimlerle ABD’yi olası bir saldırıdan kaçınmaya teşvik ettiğini ve bunun bölgesel istikrar ile enerji fiyatları üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çektiğini göstermektedir. Bu tür anlarda bölge ülkeleri açık bir çıkar mantığıyla hareket etmektedir; zira ABD ile Iran arasında doğrudan bir çatışma, coğrafi olarak Orta Doğu topraklarında yaşanacak ve sonuçları bölge halkları tarafından ödenecektir. Bu nedenle, Tahran ile siyasi görüş ayrılıkları olan ülkeler için dahi “savaşı önlemek” ortak bir çıkar haline gelmektedir.

Bu çerçevede Umman’ın Iran dosyalarında geleneksel bir arka kanal rolü üstlenmesi, Katar ve Suudi Arabistan’ın enerji dengeleri üzerindeki etkisi ve ABD’nin tedarik güvenliğine ilişkin hassasiyetleri öne çıkmaktadır. Mısır ve Türkiye ise istikrarsızlık dalgalarını ekonomik ve bölgesel güvenlik için ciddi bir tehdit olarak görmekte, olası bir savaşın yeni göç hareketleri, ticari aksamalar ve Irak, Suriye ile Körfez üzerinden çatışma alanlarının genişlemesi riskini taşıdığına dikkat çekmektedir.

Askeri boyutta ise, uçak gemisi veya muharip görev gruplarının hareketliliği ve bölgedeki bazı üslerde personelin azaltılması ya da yeniden konuşlandırılması gibi önlemlerden söz edilmektedir. Güvenlik politikası dilinde bu tür sinyaller üç işlev görür: caydırıcılık sağlamak, müttefikleri rahatlatmak ve karşı tarafın macera maliyetini yükseltmek. Ancak aynı zamanda ciddi bir risk de barındırırlar; zira yanlış bir hesap ya da sahadaki küçük bir olay, caydırıcılığı bir kıvılcıma dönüştürebilir. Buna rağmen, 16 Ocak 2026 itibarıyla tablo, bir tırmanma kararından ziyade tırmanmanın eşiğine daha yakındır. Yani Washington, askeri seçeneği baskı aracı olarak elinde tutmakta, ancak bölgesel diplomasinin işlemesine izin vererek bu kartın pahalı bir fiili taahhüde dönüşmesini engellemeye çalışmaktadır.

Amerikan–Iran geriliminin hiçbir dalgası, uzun vadeli stratejik arka planından bağımsız düşünülemez. Nükleer dosya, silahlı vekiller üzerinden kurulan bölgesel etki ağı ve yaptırımlar ile asimetrik tepkilerin uzun geçmişi, bugünkü krizin zeminini oluşturmaktadır. CFR gibi araştırma ve düşünce kuruluşları, bu gerilimi, İsrail–Filistin meselesi ve Gazze savaşı bağlamında, Iran destekli grupların son yıllarda Irak ve Suriye’de Amerikan hedeflerine yönelik saldırılarıyla iç içe geçmiş daha geniş bir çerçevede ele almaktadır. Bu nedenle, Iran’daki iç baskıların hızla uluslararası bir dosyaya dönüşmesi şaşırtıcı değildir; zira aktörler İran’ı yalnızca sınırları içinde bir devlet olarak değil, bölgesel etki düğümü olarak görmektedir. İç zayıflık dış davranışı, dış baskı ise iç sertliği tetiklemekte; böylece her halkası diğerini besleyen kapalı bir döngü oluşmaktadır.

Askeri Bir Darbe Halinde Beklenen Senaryo

Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a yönelik olası bir askeri saldırısı, günümüz bölgesel ve uluslararası sisteminde en karmaşık senaryolardan biri olarak değerlendirilmektedir. Bu adım, yalnızca sınırlı bir askeri operasyon olarak görülemez; aksine, güvenlik ve ekonomi boyutları olan siyasi ve stratejik bir karar niteliği taşır. Etkileri yalnızca taraflarla sınırlı kalmaz, tüm Orta Doğu’yu kapsar ve hatta küresel ekonomi ile uluslararası güç dengelerine kadar uzanır. Böyle bir saldırı, Iran içindeki baskılar, Amerika’nın caydırıcılığı yeniden tesis etme isteği ve yeni bir istikrarsızlığı kaldıramayacak kadar kırılgan bir bölgesel ortamın uzun süredir devam eden etkileşiminin sonucu olacaktır.

Stratejik açıdan bakıldığında, Amerika tarihsel olarak gücü, kapsamlı bir savaşa girmekten ziyade “sınırlı darbe” anlayışıyla kullanma eğilimindedir. Bu yaklaşımda askeri güç, doğrudan savaşın kapısını açan bir araç değil, siyasi bir caydırıcılık unsuru olarak devreye sokulur. Iran örneğinde bu eğilim daha da belirgindir. Washington, Iran ile yaşanacak açık bir savaşın klasik bir cephe savaşı olmayacağını; vekil gruplar, enerji güvenliği, deniz yolları ve müttefik ülkelerin istikrarını tehdit eden çok cepheli bir çatışmaya dönüşeceğini bilmektedir. Bu nedenle olası bir Amerikan kararı, Tahran’i varoluşsal bir çatışmaya sürüklemeden, sınırları net biçimde yeniden çizen, hesaplanmış bir zarar verme hedefi taşıyacaktır.

Askeri ve güvenlik boyutunda, muhtemel saldırının yüksek hassasiyetli hava ve füze operasyonları şeklinde gerçekleşmesi beklenmektedir. Uzun menzilli füzeler, radar sistemlerinden kaçabilen savaş uçakları ve komuta ile kontrol sistemlerini devre dışı bırakmayı amaçlayan siber operasyonlar bu çerçevenin temel unsurları olacaktır. Operasyonun süresi sınırlı tutulacak, kara birlikleri kullanılmayacak ve böylece sahadaki risklerin azaltılması ile çatışmanın uzun süreli bir yıpratma savaşına dönüşmesi engellenmeye çalışılacaktır.

Hedefler büyük bir titizlikle seçilecektir. Bunlar arasında Devrim Muhafızları ile bağlantılı askeri ve güvenlik tesisleri, füze ve insansiz hava aracı depolari, hava savunma sistemleri ve nükleer programla ilişkili bazı lojistik destek noktaları yer alabilir. Buna karşılık, ciddi çevresel ve siyasi sonuçlar doğurabilecek büyük nükleer tesislerin doğrudan hedef alınmasından kaçınılması beklenir. Ayrıca operasyon, Iran karar alicilarina dogrudan caydirici mesaj vermek amaciyla sembolik degeri yuksek bazı hedefleri de kapsayabilir.

Iran’in iç politikasında ise böyle bir saldırının etkileri çift yönlü olacaktır. Bir yandan yönetim, “dış tehdit” söylemi üzerinden iç cepheyi geçici olarak birleştirme, sertlik yanlısı çizgiyi güçlendirme ve reformcu ya da muhalif sesleri geri plana itme imkanı bulacaktır. Güvenlik önlemleri sertleştirilecek ve her türlü protesto ya da muhalefet, “ulusal güvenlik” çerçevesinde yeniden tanımlanacaktır. Ancak bu birliktelik kırılgan ve kısa ömürlü olacaktır. Zira saldırı, Iran’in caydırıcılık kapasitesinin sınırlarını ortaya koyacak ve özellikle hızlanan ekonomik bozulma ile birlikte siyasi meşruiyet krizini derinleştirecektir. Bu durum, saldırıdan önce var olan toplumsal gerilimlerin yeniden üretilmesine yol açacaktır.

Güvenlik ve askeri açıdan Iran önemli taktik kayıplar yaşayabilir, ancak bu kayıplar stratejik bir felce dönüşmeyecektir. Tahran’ın Amerikan topraklarına doğrudan bir saldırı düzenlemesi düşük bir ihtimaldir; zira bu, kontrol edilemeyecek bir tırmanma riskini beraberinde getirir. Bunun yerine Iran, geleneksel dolaylı karşılık yöntemlerine başvuracaktır. Bölgesel müttefikleri üzerinden hareket etmek, Irak ve Suriye’deki Amerikan varlığına baskı uygulamak ya da Körfez ve çevresinde sınırlı ve hesaplı deniz hamleleri yapmak bu stratejinin parçaları olabilir. Bu yaklaşım, karşı tarafı yıpratmayı ve baskının maliyetini artırmayı hedeflerken, yıkıcı bir Amerikan karşılığını tetikleyecek eşiğin altında kalmayı amaçlar.

Ekonomik açıdan bakıldığında, böyle bir saldırı Iran için son derece yıpratıcı olacaktır. Ulusal para biriminin değer kaybı hızlanacak, sermaye çıkışı artacak, enflasyon ve işsizlik oranları yükselecektir. Yaptırımların daha da sıkılaştırılması ve petrol ihracatının gayriresmi kanallar üzerinden dahi zorlaşması, ekonomik tabloyu daha da ağırlaştıracaktır. Bu baskılar, toplumun özellikle orta ve alt gelirli kesimlerini daha kırılgan hale getirecek ve kısa vadede propaganda ile bastırılsa bile, orta vadede yeni toplumsal patlamaların zeminini hazırlayacaktır.

Bölgesel düzeyde ise Orta Doğu, açık bir gerilim dönemine girecektir. Irak’tan Suriye ve Lübnan’a, oradan Körfez sularına kadar pek çok alan potansiyel çatışma sahası haline gelebilir. En büyük risk, “istenmeyen tırmanma” olarak tanımlanabilecek senaryodur; yani sınırlı bir olay ya da yanlış bir hesaplama, kontrol edilemeyen karşılıklı tepkiler zincirine dönüşebilir. Siyasi açıdan bölge ülkeleri hassas bir dengeyle karşı karşıya kalacaktır: bir yanda Amerikan caydırıcılığını destekleme eğilimi, diğer yanda büyük bir patlamanın sonuçlarından duyulan endişe. İsrail bu tür bir saldırıyı kendi stratejik güvenliği açısından olumlu karşılayabilirken, Türkiye ve Mısır gibi ülkeler krizlerin yayılmasını sınırlamaya çalışacaktır. Rusya ve Çin ise olayı siyasi düzlemde kullanarak Amerikan üstünlüğü söylemini zayıflatmayı ve çok kutuplu bir düzen vurgusunu güçlendirmeyi hedefleyecektir.

Ekonomik olarak Körfez’de yaşanacak her güvenlik sarsıntısı, enerji piyasalarına doğrudan yansıyacaktır. Petrol ve doğalgaz fiyatlarında artış, tedarik zincirlerinin zarar görmesi, yatırımların azalması ve bölgesel piyasalarda belirsizliğin büyümesi kaçınılmazdır. Bu gelişmeler küresel ölçekte de etkisini gösterecek; enflasyonun yükselmesi, finansal piyasalarda dalgalanma ve yatırımcıların güvenli limanlara yönelmesi söz konusu olacaktır. Özellikle enerji ithalatına bağımlı Avrupa ve Asya ekonomileri üzerinde ek baskılar oluşacaktır.

Amerika’nın İran’a yönelik olası askeri darbesi, gerçekleşmesi halinde ne çatışmayı kökten çözecek ne de Iran rejimini devirecek veya bölgesel etkisini sona erdirecektir. Ancak kısa vadede çatışma kurallarını yeniden tanımlayacak ve zaten krizlerle yüklü bir bölgede risk seviyesini ciddi biçimde yükseltecektir. Bu senaryodaki asıl tehlike, tarafların niyetlerinden çok, hata payının son derece dar olmasıdır. Zira hesaplanmış bir askeri adım, hedeflerini aşan açık bir krize dönüşebilir ve bölgeyi, hatta dünyayı, güç siyaseti ve belirsizlik mantığına yeniden sürükleyebilir.

Amerika ile İran Arasındaki Tırmanma Karşısında Irak’ın Tutumu

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında giderek artan gerilim ortamında Irak, bu krizin en hassas ve en fazla etkilenen alanlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Irak bu krizin doğrudan bir tarafı değildir; ancak coğrafi konumu, siyasi dengeleri ve güvenlik yapısı nedeniyle bölgesel ve uluslararası çıkarların kesişim noktasında yer almaktadır. Bu nedenle Irak’ın tutumunu tek bir açıklama ya da geçici bir gelişme üzerinden okumak mümkün değildir. Aksine, devlet kurumları, siyasi aktörler ve güvenlik yapıları tarafından yapılan açıklamalar ile atılan adımların ve bunlara eşlik eden ekonomik ve güvenlik göstergelerinin birlikte ve dikkatli biçimde değerlendirilmesi gerekmektedir.

İran–Amerika gerginliğinin ilk anlarından itibaren Irak hükümeti, ülkeyi olası bir askeri çatışmanın dışında tutma ilkesine dayalı net bir söylem benimsemiştir. Silahlı Kuvvetler Başkomutanı adına yapılan resmi açıklamalarda, Irak topraklarının, hava sahasının ve kara sularının herhangi bir devlete karşı askeri bir operasyon için kullanılmasının kesin bir dille reddedildiği vurgulanmıştır. Bağdat yönetimi, Irak’ın ne bir taraf ne de bir geçiş alanı olacağını açıkça ifade etmiş; bölgesel bir çatışmanın Irak’ın istikrarına ve halkının çıkarlarına hizmet etmeyeceğini belirtmiştir. Bu tutum, yalnızca diplomatik bir beyan olmanın ötesinde, çift yönlü bir mesaj içermektedir: Washington’a, Irak’taki Amerikan varlığının ülkeyi bir çatışma sahasına dönüştürme hakkı vermediği; Tahran’a ise Bağdat’ın bir arka cephe ya da dolaylı karşılık alanı olmayı kabul etmeyeceği mesajı verilmiştir.

Bu resmi tutum, iç politikadaki etkili aktörlerin açıklamalarıyla da desteklenmiştir. Özellikle iktidardaki Şii siyasi güçlerin en büyük çatı oluşumu olan “Koordinasyon Çerçevesi”, Irak’ın İran’ı hedef alan herhangi bir askeri faaliyette kullanılmasına açık biçimde karşı çıktığını ilan etmiştir. Bu yapı, Irak’ın böyle bir çatışmaya sürüklenmesinin yeniden kaos ortamı yaratacağı, toplumsal barışı tehdit edeceği ve hâlen önceki krizlerin etkisinden çıkmaya çalışan ulusal ekonomiye ciddi zararlar vereceği uyarısında bulunmuştur. Bu tutumun önemi, yalnızca içeriğinden değil, aynı zamanda hükümete dış baskılar karşısında iç siyasi meşruiyet ve destek sağlamasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca, etkili siyasi aktörlerin tarafsız kalmanın maliyetinin taraf olmanın maliyetinden daha düşük olduğunun farkında olduğunu göstermektedir.

Diplomatik alanda da Irak yalnızca açıklamalarla yetinmemiş, bölgesel gerilimi düşürmeye yönelik ihtiyati girişimlerde bulunmuştur. Özellikle Umman Sultanlığı ile kurulan temaslar, bölgenin açık bir çatışma ortamına sürüklenmesini önlemeye yönelik çabaların bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Umman’ın İran ile ilgili dosyalarda tarihsel olarak sessiz, dengeli ve güvenilir bir iletişim kanalı olması, Irak’ın bu tercihini anlamlı kılmaktadır. Bu yaklaşım, Irak’ın rolünün sınırlı olmasına rağmen, bölgesel krizlerin büyümeden kontrol altına alınmasını amaçlayan diplomatik bir ağın parçası olabileceği bilincini yansıtmaktadır.

Güvenlik boyutunda yaşanan gelişmeler, Irak’ın olası bir askeri müdahalenin dolaylı etkilerine en açık ülkelerden biri olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır. Irak topraklarında Amerikan askerleri ve danışmanlarının bulunması, buna ek olarak bölgesel bağlantılara sahip silahlı grupların varlığı, çatışmanın doğrudan saldırılardan dolaylı ve asimetrik tepkilere kayması durumunda Irak’ı son derece hassas bir temas noktasına dönüştürmektedir. Bu bağlamda, İran’ın Irak’tan sınır güvenliğini artırmasını ve gerilimi genişletebilecek silahlı hareketlilikleri engellemesini talep ettiğine dair haberler gündeme gelmiştir. Bu durum Bağdat’ı karmaşık bir güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakmaktadır: uzun ve girift sınırların denetlenmesi ve aynı zamanda hiçbir tarafın Irak topraklarını bir baskı ya da çatışma aracı olarak kullanmasına izin verilmemesi.

Ekonomik ve lojistik alanda da krizin etkileri kısa sürede hissedilmiştir. Uluslararası havayolu şirketlerinin, İran hava sahasındaki gerginlikle eş zamanlı olarak Irak hava sahasını geçici süreyle kullanmaktan kaçınması ya da uçuş rotalarını değiştirmesi dikkat çekici bir gelişmedir. Her ne kadar bu önlemler ihtiyati ve geçici nitelik taşısa da, Irak açısından olumsuz göstergeler barındırmaktadır. Bu durum, hava sahası geçiş gelirlerinde kayıplara yol açmakta ve Irak’ın bölgesel kriz dönemlerinde “riskli bölge” olarak algılanmasına neden olmaktadır. Ayrıca uzun süreli bir tırmanma, yatırımcı güvenini zayıflatabilir, sigorta ve taşımacılık maliyetlerini artırabilir ve büyük ölçüde göreli istikrar ile petrol gelirlerine dayanan Irak ekonomisini ilave baskılarla karşı karşıya bırakabilir.

Genel çerçevede Irak, bu kriz bağlamında bir çatışma alanı olmaktan ziyade siyasi bir “tampon bölge” rolü üstlenmeye çalışmaktadır. Resmi ve siyasi söylem gerilimi düşürmeye odaklanmakta, diplomatik adımlar krizi sınırlamayı hedeflemekte, güvenlik değerlendirmeleri ise İran’a yönelik olası bir Amerikan askeri müdahalesinin, ne kadar sınırlı olursa olsun, Irak üzerinde doğrudan ya da dolaylı etkiler yaratacağı gerçeğine dayanmaktadır. Ancak bu rasyonel yaklaşım, önemli zorluklar içermektedir. Zira Irak’ın kendisini çatışmanın dışında tutabilme kapasitesi yalnızca kendi iradesine değil, aynı zamanda çatışan tarafların tutumuna ve Irak içindeki araçlarını ne ölçüde kontrol edebileceklerine de bağlıdır.

Bu nedenle Irak, bir kez daha son derece hassas bir denklemle karşı karşıyadır: bölgesel bir fırtınanın ortasında dengesini korumak ve coğrafyasının güç mücadelelerinin yürütüldüğü bir alana dönüşmesini engellemek. Iraklı karar alıcılar, bu tür krizlerde asıl tehlikenin açıklanan resmi tutumlardan ziyade, metinlerin ve beyanların dışında aniden ortaya çıkabilecek kontrolsüz gelişmelerde yattığının farkındadır. Hata payının daraldığı ve tüm bölgenin güç ve tırmanma hesaplarına bağlı hale geldiği anlarda, riskler çok daha hızlı ve yıkıcı biçimde büyüyebilmektedir.

——————

Haber Kaynakları:

Reuters

Associated Press (AP)

BBC News

Al Jazeera English

France 24

Deutsche Welle (DW)

 

Paylaş:

Continue Reading

Previous: Amerikan–Iran Krizi ve Irak’ın Tutumu
Next: 16 Ocak 1980 Lider Şehitlerimiz saygıyla anıldı

Related Stories

_DSC1445
  • Haberler

“Milli Kimlik ve Soydaşlık Mirası” Uluslararası Konferansı Ankara’da gerçekleşti

Kerkük Gazetesi 27 Nisan 2026
681476860_1992377291375501_8985019646647772832_n
  • Haberler

Kerkük’te Acı Bir Trafik Olayı

Kerkük Gazetesi 27 Nisan 2026
Halide Halid1
  • Haberler

 7.Uluslararası Nizamettin Kutlu Kültür Sanat Ödülleri Sahiplerini Buldu

Kerkük Gazetesi 27 Nisan 2026

Güncel Haberler

“Milli Kimlik ve Soydaşlık Mirası” Uluslararası Konferansı Ankara’da gerçekleşti _DSC1445 1

“Milli Kimlik ve Soydaşlık Mirası” Uluslararası Konferansı Ankara’da gerçekleşti

27 Nisan 2026
Kərkük: Tarixi Ədalətsizlik və Beynəlxalq Sorumluluq 0a475cc3-e609-4f23-ad39-96eac51616faff 2

Kərkük: Tarixi Ədalətsizlik və Beynəlxalq Sorumluluq

27 Nisan 2026
YAZARAQ DANIŞIRAM 683053850_949947337819131_2033060624158245483_n 3

YAZARAQ DANIŞIRAM

27 Nisan 2026
MİLLİ KİMLİK VE SOYDAŞLIK MİRASI _DSC1487 4

MİLLİ KİMLİK VE SOYDAŞLIK MİRASI

27 Nisan 2026
Kerkük’te Acı Bir Trafik Olayı 681476860_1992377291375501_8985019646647772832_n 5

Kerkük’te Acı Bir Trafik Olayı

27 Nisan 2026

Editörden

8a680ac8-4ae7-4206-affa-f7b541cd7857
  • Azerbaycan
  • Editörden

Şemsettin Küzeci’nin Azerbaycan Kitaplarının imza günü

11 Ocak 2026
178386911_1925588547591950_2559509787806110237_n
  • Dr. Şemsettin Küzeci
  • Editörden
  • Haberler
  • Türkmeneli
  • Yazarlar

Irak Türkmen Cephesi 26 Yaşında

24 Nisan 2021
ALTUNKÖPRÜ ŞEHİTLERİ (1)
  • Dr. Şemsettin Küzeci
  • Editörden
  • Türkmeneli
  • Yazarlar

30. Yılında Kerkük’te Altunköprü Katliamı

28 Mart 2021

Videolar

eed5bfac-185e-4361-a144-ea9eb702ee9d
  • Azerbaycan
  • Basın
  • Haberler
  • Türk Dünyası
  • Türkmen Edebiyatı
  • Video
  • Videolar

Kerkük’ün Milli Yazarı Ata Terzibaşı’nın Hayatı Filim Oldu

26 Aralık 2024
demirel
  • Haberler
  • Türk Dünyası
  • Türkiye
  • Türkmeneli
  • Videolar

20 önce Süleyman Demirel Irak Türkmen Öğretmenlerini kabul etmişti

23 Aralık 2020
indir
  • Basın
  • Haberler
  • Türkmen Basını
  • Türkmeneli
  • Videolar

Kerkük Gazetesi’nin YouTube kanalı açıldı

16 Kasım 2020

Foto Galeri

DSCI8493
  • Basın
  • Foto Galeri
  • Haberler

Türkmeneli TV’nin eski Teknik Müdürü Sacit Baydar Vefat etti

17 Ekim 2020
M ZİYA1
  • Foto Galeri
  • Kitap
  • Kütüphane

Mustafa Ziya’nin Küçük Not Defterinden Şiirler kitabı çıktı

20 Ocak 2020
1828866_620x410
  • Foto Galeri

ABD’li komutandan Münbiç’e ziyaret!

8 Şubat 2018
Facebook
kerkuk_turkuleri
Youtube

AMACIMIZ

Irak’taki Türkmenlerin gerçek anlamda varlıklarını, birlik ve beraberliklerini sağlamak; gazete yoluyla da sıkıntılarını, kültürlerini ve varlıklarını dünyaya tanıtmak ve Türk dünyası arasında bir köprü oluşturmaktır.

Bizi Takip Edin

Facebook Twitter Youtube Instagram
Menu
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Türkmeneli’ni Tanıyalım
  • Kerkük Türküleri
  • Kerkük Kültür Derneği
  • Kitaplarımız
  • İletişim

  • HABERLER
  • Yazarlar
  • Multimedya
  • Kütüphane
  • Kültür – Sanat
  • Röportajlar
  • Genel Tanıtım
  • Facebook
  • Twitter
  • Youtube
  • Instagram
Copyright © All rights reserved. | MoreNews by AF themes.