Şehitlerimizin Armağanı – ZAFER
Halide Halid
Bugün Azerbaycan semalarında üç renkli bayrağımız gururla dalgalanıyor. Bir zamanlar hasretle baktığımız topraklarda artık özgürlüğün nefesi hissediliyor. Otuz yıla yakın süren yurt özlemi zaferle sona erdi.
Bu zaferi bize yaşatanlar ise vatan sevgisini canlarından üstün tutan evlatlarımız oldu.
8 Kasım 2020…
Azerbaycan tarihine altın harflerle yazılan bu tarih, halkımızın yıllardır beklediği, uğruna binlerce insanın canından geçtiği, nice ailenin hasretle beklediği büyük zaferin simgesine dönüştü.
Şuşa’nın özgürlüğüne kavuşturulması, Vatan Savaşı’nın kaderini belirleyen tarihî bir olay oldu. Bu olay aynı zamanda Azerbaycan halkının iradesinin, ordumuzun gücünün ve millî birliğimizin zaferiydi.
Bu zaferin ardında yıllar boyunca süren mücadele, topraklarımızın işgalini kabullenmeyen bir halkın iradesi ve öz yurduna dönme umuduyla yaşayan insanların hasreti vardı. Bu zafer, Azerbaycan askerinin savaş meydanında gösterdiği kahramanlığın, subaylarımızın profesyonelliğinin, Başkomutan İlham Aliyev’in liderliğinde hayata geçirilen askerî stratejinin ve halk-ordu birliğinin sonucuydu. Bu zafer uğruna en ağır bedeli ise vatan uğruna canlarını feda eden şehitlerimiz ve sağlığını kaybeden gazilerimiz ödedi.
Bir zamanlar Karabağ’dan söz ederken sesimizde hasret, gözlerimizde hüzün vardı. Doğup büyüdükleri topraklardan zorla sürülen insanlar, yıllarca kendi evlerine, köylerine, topraklarına dönecekleri günü beklediler. Hafızalarında çocuklukları, sevdiklerinin mezarları, doğup büyüdükleri evlerin duvarları ve bir zamanlar yaşadıkları hayat kalmıştı.
Yıllar geçse de yurt özlemi eksilmedi. Aksine, bu özlem nesilden nesile aktarılan bir acıya dönüştü.
Karabağ hakkında yapılan her konuşmada bir umut, her hatırada bir hasret yaşıyordu. Nihayet, 2020 yılının Eylül ayında Azerbaycan Ordusu, bu hasrete son vermek için mücadeleye başladı.
44 Gün süren Vatan Savaşı, halkımızın tarihinde silinmez izler bıraktı.
Cephede askerlerimiz ve subaylarımız savaşırken cephe gerisinde bütün Azerbaycan halkı onlara manevi destek oluyor, zafer kazanmaları için dua ediyordu.
Herkesin gözü haberlerde, kulağı cepheden gelen bilgilerdeydi. Özgürlüğüne kavuşturulan her köyün, her şehrin adı insanlarımızın kalbinde yeni bir sevinç, yeni bir umut uyandırıyordu.
Başkomutan İlham Aliyev’in dile getirdiği “Demir Yumruk” ifadesi ise halkımızın birliğinin, devletimizin kararlılığının ve düşmana karşı mücadelede sarsılmaz irademizin simgesine dönüştü. Bu yumruk yalnızca ordumuzun gücünü değil, vatan uğruna aynı ülkü etrafında birleşen milyonlarca insanın dayanışmasını ifade ediyordu.
“Demir Yumruk” Harekâtı sırasında Azerbaycan Ordusu, üstün askerî disiplini, doğru stratejik hamleleri ve sarsılmaz kararlılığıyla hedeflerine emin adımlarla ilerledi. Bu tarihî mücadelede Türkiye Cumhuriyeti de bir kez daha kardeşlik sorumluluğunu yerine getirerek Azerbaycan’ın yanında olduğunu açıkça ortaya koydu.
“Tek millet, iki devlet” anlayışıyla şekillenen bu birliktelik, yalnızca iki ülke arasındaki siyasi ilişkilerin bir ifadesi değildi. Ortak tarihin, aynı kökten gelen iki halkın karşılıklı güveninin ve kopmaz kardeşlik bağlarının güçlü bir göstergesiydi.
Türkiye devleti, ordusu ve halkı, Azerbaycan’ın haklı mücadelesine hem siyasi hem diplomatik alanda destek verdi; uluslararası platformlarda Azerbaycan’ın haklı konumunu kararlılıkla savundu. Kardeş Türkiye’nin bu tutumu, cephede mücadele eden askere güç verirken, Azerbaycan halkının yüreğinde de güveni, umudu ve dayanışma duygusunu pekiştirdi.
Çünkü bu birliktelik, yalnızca iki devletin ortak duruşu değil, sevinci de acıyı da birlikte yaşayan iki kardeş milletin sarsılmaz dayanışmasıydı.
Şimdi de bizim hepimizin üzerimize düşen onların canları pahasına korudukları vatanı yaşatmak ve gelecek nesillere emanet etmek sorumluluğudur.
Zafer tarihimiz halkımızın gurur kaynağıdır. Ancak bu zaferin ardında yarım kalmış hayatlar, gözleri yaşlı aileler ve hiçbir zaman iyileşmeyecek yaralar var.
Her şehit, bir ailenin değişen kaderi, bir annenin ömür boyu sürecek hasreti, babasız büyüyen bir evladın özlemi, bir hayat arkadaşının yarım kalan hayalleri demektir.
Şehit aileleri de halkımızla birlikte zaferimizin gururunu yaşıyor, bu tarihî zaferin sevincini paylaşıyorlar. Ancak bu sevincin içinde, vatan uğruna canlarını feda eden sevdiklerinin yokluğunu, onlarla birlikte yaşayamadıkları bu zaferin hüznünü hissediyorlar.
Şehitlerimizin her biri, kendi adı, kendi kaderi ve kendi hayat hikâyesiyle halkımızın hafızasında yaşamalıdır. Onları yalnızca doğum ve şehadet tarihleriyle, aldıkları nişan ve madalyalarla anmak yeterli değildir.
Nasıl insanlar olduklarını, neleri sevdiklerini, hangi hayallerle yaşadıklarını, ailelerine ve çevrelerindeki insanlara nasıl davrandıklarını da bilmeliyiz.
Bilmeliyiz ki bir şehidin hayatı yalnızca savaş meydanında gösterdiği kahramanlıktan ibaret değildir.
Onlar bir zamanlar aramızda yaşayan, seven, çalışan, yuva kuran, evlat büyütme hayali kuran insanlardı.
Her birinin hayat hikâyesi, bütün gerçekleriyle gelecek nesillere aktarılmalıdır.
Zaferimizin diğer kahramanları ise gazilerimizdir. Savaş meydanından yaralı dönen, sağlıklarını vatan uğruna feda eden, aldıkları yaraların acısıyla yaşamlarını sürdüren yiğitlerimiz…
Onların fedakârlıkları da hiçbir zaman unutulmamalıdır. Zafer sevincimizi onlarla paylaşmak, onlara layık oldukları yaşam koşullarını sağlamak, ihtiyaçlarına duyarlılıkla yaklaşmak, toplumun ilgi ve desteğini onlardan esirgememek hepimizin görevidir.
Bugün özgürlüğüne kavuşan Karabağ’da yeniden hayat kuruluyor. Yıkılmış şehirlerimiz ve köylerimiz yeniden canlanıyor, yollar yapılıyor, evler inşa ediliyor, okullar açılıyor. Uzun yıllar yurt hasretiyle yaşayan insanlar, öz topraklarına geri dönüyorlar. Bu manzarayı görmek, bir zamanlar yalnızca hayallerimizde canlandırdığımız yerlerde hayatın yeniden yeşerdiğine tanıklık etmek büyük bir mutluluktur.
Bu toprakların her karışı için çok ağır bedeller ödedik. Orada inşa edilen her ev, açılan her okul, yapılan her bahçe yalnızca yeniden yapılanmanın değil, aynı zamanda şehitlerimizin emanetine bağlılığın da bir ifadesidir.
Vatan, yalnızca harita üzerinde sınırları belirlenmiş bir toprak parçası değildir. Vatan, dilimiz, tarihimiz, kültürümüz, hafızamız, gelenek ve göreneklerimiz ve geleceğimizdir.
Onu korumak, silahla sınırda nöbet tutmanın ötesinde bir görevdir. Vatanı sevmek, aynı zamanda onun manevi değerlerini yaşatmak, devletine sahip çıkmak, millî birliğini korumak, gelecek nesillere sağlıklı bir düşünce yapısı ve sorumluluk duygusu kazandırmaktır.
Kazandığımız zafer bizlere büyük bir sevinç yaşatırken aynı zamanda bu zaferin değerini koruma ve gelecek nesillere aktarma görevini de beraberinde getirdi.
Bir hususu da unutmamalıyız: Şehitlerimizin hatırası hiçbir kişisel çıkarın, günlük tartışmanın ve kayıtsızlığın gölgesinde kalmamalıdır.
Onlara karşı hepimizin yerine getirmesi gereken görevler var. Bu görevler, sözlerimizden çok davranışlarımız ve tutumumuzla anlam kazanır.
Bugün 8 Kasım’ı kutlarken gururumuz da büyük, minnettarlığımız da.
Azerbaycan halkı, tarihinin en şerefli sayfalarından birini yazdı. Bu sayfanın yazarları askerlerimiz ve subaylarımız, muzaffer ordumuz, halkımız ve elbette vatan uğruna canlarını feda eden şehitlerimizdir.
Bugünün benim için taşıdığı en büyük anlam ise şudur: Zaferimizin gururunu yaşatırken bu zafer uğruna canlarını feda eden kahramanlarımızın yarım kalan hayallerine, uğruna mücadele ettikleri ideallere ve vatan sevgilerine layık bir duruş sergilemek. Çünkü onlara duyduğumuz vefa, sözlerimizle değil, yaşantımızla ve vatanımıza kattıklarımızla anlam bulacaktır.
Zafer Günün kutlu olsun, Azerbaycan!
