KERKÜK DESTANI
GANİRE PAŞAYEVA
Ey Kerkük Kalesi!
Türklüğün garip sesi,
Şanlı tarihimin canlı şahidi,
Darbelerle yıkılmayan yiğidi!
Dinle!
Dertleşmeye geldim seninle,
Yüreği dağlı kardeşim,
Başı belalı kardeşim!
Yetmez mi yar olduğun ele?
Bitmez mi çektiğin çile?
Yıllarca senin türkülerini;
Söyledim yana, yana!
“Bu dili nereden biliyorsun,
”Diye sordular bana…
Anlattım, seni Kerkük!
Anlattım, anam-atam!
Boynu bükük gülünü de,
Garip, mahzun dilini de…
Anlattıkça büyüdü yürekte acım
Depreşti seninle dertleşme ihtiyacım…
Ey tarihin şahidi Kerkük kalesi!
Sana rüyalarda gelmiştim, ben,
Seni görmeden sevmiştim ben…
Andıkça şimdi, dövünür sinem
Kulağımda hâlâ o büyülü masallar,
Anlattıkça ağlardı amcam:
“…Yeryüzünde Kerkük adlı bir cennet var…
” Neden ağladığını sorduğumuzda
“Başıbelalıdır Kerkük’ün…” derdi.
Birdenbire susardı…
İçinde saklarmış o büyük sancıları
Çocuklar üzülmesin diye
Saklarmış bizden, kahreden acıları…
Kerkük Kalesi, Kerkük Kalesi!
Yâdında mı Han Ninenim nağmesi:
“Kerkük yolu incedi,
Gülü pençe pençedi.
Deme, gözden uzağam,
Bu sevda ölüncedi!”
Ey kadim Kerkük!
Sevdim seni görmeden
Ey güzel Kerkük!
Tanıdım, sana varmadan…
Ne zaman hayal ipini alsam elime
Bir hoyrat dolanı dilime:
“Dilim-dilim
Kes kavun dilim-dilim.
Ben dilimden vazgeçmem,
Olursam dilim-dilim…
” Dilin dilimdir,
Kerkük, Elin, elimdir, Kerkük…
Hasretin dayanılmaz,
Çok ağır geldi bu yük…
Yüzyılların özlemi dökülür gözlerimden,
Katliama uğrayan soydaşların acısıyla
Ruhum sıyrılır derimden…
Gel, benim dertli yoldaşım,
Gel, seninle kol kola,
“Yoldaş oluğ düşeğ yola…”
“Aman Kerkük, can, Kerkük!”
Göz koyarlar toprağına hainler,
Üstünde leş kargaları uçar senin,
Ey Türklüğün kadim şehri;
Türklüğün başına dert açar senin…
Ama seni koparamazlar kökünden Kerkük!
Sen, Türklüğümüzün asaletisin,
Oğuz’un yadigârı, simgesisin Irak’ta!
Sen Ertuğrul Gazi’nin emanetisin!
Fuzuli’nin nalesi dönüp durur başında,
Nesimi’nin izleri var toprağında, taşında.
Sen dertler durağısın, Sen hicran ocağısın,
Sen yurdusun kederin, gamın,
İlham kaynağısın, şair atamın!
Büyük Türk şairi, o büyük Han’a,
Yazmıştı, şiirimizin güldestesini,
Bilirsin nasıl sunmuştu,
Sultan Süleyman’a,
Meşhur “Bağdat Kasidesi”ni,
Bahtın sana yardı Kerkük,
Güzel günlerin vardı, Kerkük!
Sana “Gökyurt” derlerdi, hatırlarmısın?
Yaşayalım o coşkulu günleri,
Her şeye yeniden başlayalım, var mısın?
Her Türk severdi seni, sevdalı Kerkük.
Ana misali, yar misali vefalı Kerkük.
Hicri Dede’nin hicranısın sen,
Nevres-i Kadim’in divanısın sen.
Medeniyetlerin eşiğisin ey şehir,
Musikimizin beşiğisin ey şehir!
Hüzünlüdür manilerin, hoyratların hep…
“Ah Kerkük Aman Kerkük
Mum gibi yanan Kerkük!”
Eren Kerkük, er Kerkük,
Yıkılsın bu yer Kerkük.
Dertlere gülen Kerkük,
Çağırsam, gelen Kerkük!
Dili vefalı Kerkük…
Başı cefalı Kerkük…!
Yıl 1959 ve 14-17 Temmuz,
Kara günlerimizin başlangıcıdır
Şehit oldu nice oğlumuz,
Arşa dayandı Türk’ün inleyen sesi
Elbette unutulmaz,
Abdullah Abdurrahman’ın mücadelesi!
“Milleti yaşatan kültürüdür” deyip,
Yola çıkan erleri unutmadık.
En zor şartlarda Kardaşlığ’ı
Çıkaran kalemleri unutmadık.
Onlar yaşattı sende ruhunu koca Türk’ün.
Onlar yükselti bayrağını Kerkük’ün.
Vaz geçmediler vatan sevdasından,
Vazgeçmediler Millet davasından…
Göğüs gerdik, direndik, baş verdik,
Necdet Koçak, Rıza Demirci, Adil Şerifler…
Tanrı katına vardık…
Yükselen bayrak inmez Kerkük,
Şehitler ölmez, Kerkük! …
1980 ve 16 Ocak…
Ölüm kol gezdi sokaklarında,
Kasaplar Türk aradı köşe bucak!
Zemheride gülleri soldu Kerkük’ün,
Dert ile mihnete daldı Kerkük’üm…
Saddam’ın zulmüyle arşa çıktı nalesi…
O kara günde yıkıldı Kerkük kalesi…
“Yıktılar Kalamızı,
Sürdüler balamızı,
Daha can boğazdayken
Çektiler salamızı…
” Ölüp dirildin bin kez,
Ruhunla başa çıkamadılar,
Kaleni yıksalar da
Ruhunu yıkamadılar.
Yıkamazlar, Kerküküm!
Hasan Mekki Cami,
Gök Kümbet,
Tarihine şan katıyor,
Fuzuli Camisi, Üryan Cami,
Senin tertemiz kalbini anlatıyor.
Mecidiye Sarayı, Taşköprü…
Yaralı taşlarıyla bakıyor hele,
Tarihi yıkmak isteyenlere
Meydan okuyor hale…!
Andıkça kanlı günleri,
Yaşlar süzülür, yanaklarımdan,
Taşköprü’nün nağmesi,
Gitmez kulaklarımdan:
“Bülbülüm kafestedi
Gülmez gönlü, hestedi
Taşköprü yıkılanı
Kırgın gönlüm yastadı…”
Kerkük!
Ben seni Benderoğlu’nun dil sevdasıyla,
Ata Terzibaşı’nın el sevdasıyla, sevdim…
Abdulvahi Küzeci’nin gür sesiyle,
İhsan Doğramacı’nın o kor nefesiyle,
Dilimizin özge tadıyla
Abdurrahman Kızılay’ın feryadıyla
Daha çok sevdim, seni Kerkük…
**
Kapılar açılınca, bin bir hevesle
Koşup sana geldim,
Çocukluk hayallerimi,
Ruhunda buldum, Kerkük.
Yıllar süren ayrılığın kavuşmasıydı,
Anneyle yavrunun buluşmasıydı.
Bir az toprak getirmiştim sana,
Kardeş Azerbaycan’dan,
Kardeş kokusu versin diye, güllerine,
Rüzgârlar dağıtmıştı, tüm Kerkük çöllerine…
Başından felaket eksilmez mi hiç,
Benim yaralı annem…
Nedir bu acın, Kerkük?
Söyle canım vereyim,
Nedir ilacın, Kerkük?
Ne düşmanın tükenir,
Ne de biter kederin…
Söyle, neden kara bahtın,
Değişmez mi kaderin?
“Sen öyle bir kalesin ki yıkılsan yıkılırız…!”
Koruyamazsak seni,
Affetme bizi, Kerkük
Affetme Türk erlerini
Affetme Türk kızlarını
Sana sahip olamazsak
Affetme bizi, Kerkük!
Sen boyun eğme alçaklara Kerkük,
Sen, başı dik durmalısın!
Küllerinden doğup,
Menzile varmalısın!
“Bu sevda ölüncedir,” Kerkük.
Son Türk kalıncaya kadar,
Son Türk ölünceye kadar!
Sen hep Türk kalacaksın!
Şarkın dört yanından görünen
Kız Kalası kimi
Sen Türk kalacaksın… Kerkük
**
