İran- İsrail Savaşı ve Kuşatılan Coğrafya
Ahmet Sağlam*
İran- İsrail Savaşı ve Ahıska’dan Suriye’ye Çizilen Ayrılık Haritası
Türkiye, son yüzyılda jeopolitik açıdan sadece köprü değil aynı zamanda hedef haline de gelmiştir. Bugün çevremiz, sadece savaşlarla değil, sistematik olarak inşa edilmiş stratejik bataklıklarla çevrilmiştir. Bu çember, basit bir güvenlik sorunu değil; tarihî, etnik, jeopolitik ve jeoekonomik hesapların merkezindedir. Adım adım örülen bu çemberin ilk halkası kadim Türk yurdu Ahıska boşaltılarak atılmıştır.
Ahıska’dan Zengezur’a: Türk Dünyası ile Araya Çekilen Sınırlar
1944 yılında Sovyetler Birliği tarafından Ahıska Türklerinin sürgüne gönderilmesi, yalnızca bir etnik temizlik değil, Türkiye’nin Türkistan’la olan tarihî ve kültürel bağlarının koparılması yönünde atılmış stratejik bir adımdır. Ahıska’da yaşayan Türkler –ki bu Türkleri sadece “Ahıska Türkü” olarak tanımlamak indirgemeci bir yaklaşım olur, onlar Türk milletinin ayrılmaz bir parçasıdır ve isimleri sadece Türk’tür. Ahıska Türkü diyerek bir bölgenin ismini sanki farklı bir Türk koluymuş gibi isimlendirmek yanlış bir bakış açısıdır. –Türkistan’ın (Orta Asya’nın) çeşitli bölgelerine dağıtılmış, böylece Türk dünyası ile Anadolu arasındaki ilk fiziki ve sosyal kopuş gerçekleştirilmiştir.
Bu kopuş daha sonra Karabağ’ın işgaliyle de derinleştirilmiştir. Ermenistan’ın Karabağ’ı işgal etmesiyle sadece Azerbaycan toprakları değil, aynı zamanda Türkiye’nin Türk dünyasına olan kara bağlantısı da kesilmiştir. Nahçıvan ile Azerbaycan arasına yerleştirilen Ermenistan’ın adeta Türk coğrafyasına saplanmış jeopolitik bir hançer gibi konumlandırılması bir tesadüf değil; bir tesadüf değil; Sovyet-İran aklının bir stratejik ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bugün bu kopuşu ortadan kaldıracak Zengezur Koridoru tartışmaları sürerken İran’ın projeye karşı gösterdiği yoğun tepki dikkat çekicidir. İran, bir yandan Türkiye ile Türk dünyası arasındaki doğrudan bağlantıyı engellemek isterken, diğer yandan Çin’in Batı ile kurmak istediği Yeni İpek Yolu projesinde kendisini vazgeçilmez bir rota haline getirmeye çalışmaktadır. İran’ın bu stratejisi aynı zamanda küresel enerji ve ulaşım denklemlerini de kontrol etme isteğinin bir yansımasıdır.
Irak ve Suriye: Enerji Hatlarının Etnik Mühendisliği
Irak ve Suriye’de yaşananlar da benzer şekilde okunmalıdır. Irak’ta Türklerin (Türkmenlerin) yaşadığı bölgeler –özellikle Kerkük ve çevresi– 2003 sonrası iç savaşla boşaltılmış, yerlerine Peşmerge güçleri yerleştirilmiş ve fiili bir “özerk Kürt bölgesi” oluşturulmuştur. Yani Baas rejimi döneminde başlayan Türkleri bölgenden boşaltma çalışması iç savaş sonrası zirveyi görmüştür. Burada da hedef hem enerji kaynaklarını kontrol etmek hem de Türkiye ile sınırdaş olan Türk varlığını zayıflatmaktır.
Suriye’de ise özellikle Türkmen Dağı başta olmak üzere bölgede aynı stratejinin bir devamı uygulanmıştır. Bu bölgelerde yaşayan Türkler (Türkmenler) yerlerinden edilirken, PYD-YPG gibi terör örgütleri sahaya sürülmüş ve yine enerji kaynaklarına yakın bölgelerde “fiili özerklik” oluşturulmuştur. Tüm bu süreçlerde Türkiye’nin çevresi etnik yapılarla kuşatılmakta; asırlık Türk yurtları, farklı kimliklerle yeniden şekillendirilmektedir.
Tebriz ve İran’daki Kırılgan Zemin
İran’ın Tebriz gibi Türk kimliğinin yoğun olduğu şehirlerinde yaşanan gelişmeler de dikkat çekicidir. İsrail’in hava saldırılarında ilk hedefin Tebriz olması ve hemen ardından İran’daki PJAK’ın özerklik çıkışı yapması, tesadüften ibaret değildir. (Tarihe bir not düşmek lazım. İsrail, İran’ı vurduktan sonra bölgede yaşayan Türkler yaşadıkları devletin yanında olduklarını ilan etmişlerdir. Keza Yunanistan’da yaşayan Türkler de yıllardır çeşitli baskılara maruz kalmalarına rağmen bir günden bir güne devletlerine karşı şiddete başvurmamışlardır. Her zaman mücadelelerini hukuki bir zeminde sürdüreceklerini açıklamışlardır.) Bu adımlar, Türkiye’nin doğu sınırlarını etnik tampon bölgelerle çevreleme planının bir parçası olarak durmaktadır. Dün bu rol Millet-i Sadıka (Sadık Millet) olan Ermenilere verilmişti, bugün ise benzer işlev bölgede Kürt kılığına bürünmüş yapılarla ve terör unsurlarıyla yürütülmektedir.
Enerji, İpek Yolu ve Küresel Satranç
Bugün yanı dibimizde yaşanan bu savaşların, yalnızca “İsrail ve ABD’nin oyunları” olarak okunması eksik bir bakış açısı olur. Elbette İsrail ve ABD’nin bu işten ayrı ayrı çıkarları vardır ve bu çıkarları için hareket etmektedirler. Fakat perde arkasında asıl mücadele Çin ile İngiltere arasında bir ekonomik hegemonya savaşıdır ve bu savaş İsrail’e bölgedeki hayallerini gerçekleştirmek için alan açmaktadır. Enerji kaynaklarının, yeni lojistik yolların, Çin’in “Kuşak ve Yol” projesinin geçiş noktalarının kontrolü, Çin’in İran üzerinden uygun enerjiye ulaşması, Türkistan’ın (Orta Asya’nın) yer altı ve yer üstü zenginlikleri bu savaşların görünmeyen ama belirleyici nedenlerindendir. – Çin Devlet Başkanı Şi’nin Orta Asya diplomasisi bu süreçte de kesintiye uğramamış nitekim, 17.06.2025 tarihinde Kazakistan’ın başkenti Astana’da 2. Çin-Orta Asya Devlet Başkanları Zirvesi’ni gerçekleştirilmiştir.-
“Türkiye’nin sınırları “Turan Çemberi”nden “Ateş Çemberi”ne doğru dönüştürülmektedir.”
Bu “Ateş Çemberi” ile hem enerji yolları hem de tarihî Türk nüfusu sistematik bir biçimde hedef alınmaktadır. Ahıska, Türkmeneli, Karabağ, Kerkük, Tebriz… hepsi aynı hikâyenin farklı sayfalarıdır. Çevremizdeki kadim Türk yurtları boşaltılmakta, asırlık kardeşlikler bozulmakta, kimlikler parçalanmakta, etnik bataklıklar oluşturulmakta, bağlantılar kesilmekte ve coğrafi yalnızlaştırma stratejisi bir kuşatma olarak işletilmektedir.
- Yazan: / Ankara / 24.06.2026 / www.saglamahmet.com
