Şair, muhabir, sunucu, editör olan Ayşen Rehim 1999 yılında Azerbaycan’ın Mingeçevir şehrinde doğdu. Neriman Nerimanov 1 Numaralı Tam Ortaokulundan ve Üzeyir Hacıbeyov Müzik Okulunun piyano ile gitar bölümlerinden mezun oldu. Şeki Tıp Kolejinde “Ebelik” eğitimi aldıktan sonra Azerbaycan Diller Üniversitesi Yaratıcılık Fakültesinde eğitimine devam etti.
Edebiyat dünyasına erken yaşlarda adım atan yazar, çok sayıda ulusal ve uluslararası edebiyat yarışmasında birincilikler elde etmiş ve “Uluslararası Laureat” unvanına layık görülmüştür. Şiirleri pek çok ülkede farklı dillerde yayımlanan A. Rehim, Azerbaycan Yazarlar Birliği üyesi ve Dünya Genç Türk Yazarlar Birliği başkan yardımcısıdır.
Profesyonel kariyerini gazetecilik ve televizyonculuk üzerine inşa eden Ayşen Rehim; muhabir, sunucu, editör ve senarist olarak çeşitli medya projelerinde yöneticilik yapmaktadır.
Şiirlerinden Örnekler
ÇOCUK TARAFI
Biz çocukken uçurtma uçurduğumuz yerlerde,
Şimdi bombalar uçuşuyor o çocukların üstünde.
Biz çocukken topraktan oyuncaklar yapardık,
Şimdiyse oyuncakların çocukları toprak altında yatıyor.
Biz saklambaç oynardık;
Bir yerlerde bir çocuksa küçük kardeşini saklıyor
Enkaz yığınları arasında.
İnsanlık belki de böyle sağ kalıyor.
Orada çocukların çantasında kitap değil,
Babasının fotoğrafı var.
Yük olur omuzlarına yetimlik…
Bir yerlerde bir çocuk, annesini kanserden yitirdiği için
Saçlarını kesip mezarı başında ona kavuşmayı diliyor.
Bir yerlerde bir çocuk, ümit olup susuyor ayak seslerine,
Yüzünü görmediği annesini bekliyor
Karlı, buz gibi kimsesizler yurdu penceresinde.
Bir yerlerde bir çocuk, renkli kalemlerle çizdiği resimde;
Henüz üç günlükken onu soğuk kaldırımlara atan
Anne babasının elinden tutup kaldırıyor.
Bir yerlerde bir çocuk korkuyor şimşek sesinden,
Kaçıp gizleniyor yatağın altına;
Arzuları korkulara sığınıyor daha.
Bir de savaşın çocukları var;
Uyurken masal istemiyor savaş çocukları.
Sadece bir gecelik sessizlik,
Bir dakikalık unutuş istiyorlar.
O çocuklar hiç görmediler yeşil otları,
Bilmediler güneşli gökyüzünün açık rengini,
Mavi bulutları hiç görmediler.
Bilmediler nasıldır güller açınca,
Görmediler ne kadar mutluymuş kelebekler uçunca.
Terleyene dek top koşturmadılar yarpuz kokulu yaz akşamlarında…
Eceli kovaladılar savaş çocukları,
Ölümün her yüzünü tanıdılar.
Kırık bir değneğin üstünde kavga etti sakat çocuklar.
Savaşta sadece yakınlarını değil, adlarını da yitirdiler onlar;
Kimisi “yetim”, kimisi “kâfir”, kimisi “bedbaht”,
Kimisi beş yaşında “azılı düşman” oldu.
Ümit nerede defnedildi biliyor musun?
Annesine ilaç alabilmek için,
Yıkıntıların ortasında, roket darbeleri altında
Oyuncağını satan kız çocuğunun gözlerinde…
Bir yerlerde bir çocuk açlıktan öldü,
Nefesi kana bulanmış adamların ülkesinde…
Ve orada; bulduğu bir lokma ekmeği
Eve koşturan çocuğun üstüne roketler yağarken,
Saçının teli göründüğü için kadına ebedi
Cehennem hükmü veren gökyüzü sustu…
Kurumuş ekmek kırıntısını sıkıca tutmaktan kanayan avucunda,
Son Kunut’u açıldı savaş çocuğunun.
Fısıltıyla dedi ki;
“Allahu Ekber” deyip mermi sıkan, bomba yağdıran askerlere:
“Her şeyi Allah’ınıza anlatacağım!”
AYŞEN REHİM
**
ANNE
Ben hiçbir zaman bilmedim uzaklığın dilini…
Fotoğraf albümüne bakıyorum:
Babamın dizinde gülümsediğim,
Annemin kucağında kundakta ağladığım günlere…
Öyle dün gibi yakın ki o günler…
Hatıramdadır anne,
Çocukken en sevdiğin altın kolyeni kaybettiğinde,
Canın yandığından “Sen hiç büyüme yavrum” demiştin.
Ruhum yanana dek üç gün ağladığımı hatırlarım;
Çünkü o kolye, üç yaşında zamansız giden annenden tek yadigârdı…
Sonra kedimiz bahçede otların arasından bulup getirdi onu sana,
O günden sonra sevdin bütün kedileri;
Sokaktakilere de her gün pay koydun.
Belki de ben hiç büyümemeliydim anne,
Keşke sadece senin gözünde değil, hep çocuk kalsaydım.
Aslında sen haklıymışsın anne,
Meğer insanın en yakın bildiği en uzağıymış.
Yabancılaşmak ise;
İçimizi hiç tanımadığımız bir eskiciye, bir balıkçıya açmakmış.
Büyümekse bilmediğimiz uzaklara tabanları yağlayıp kaçmakmış.
Gönül saftır ya, hep umarmış;
İnsanı en çok sevdikleri unuturmuş.
Bir gün gidermiş bütün sevenler;
Bir saniye bile yokluğuna dayanamayanlar öğretirmiş yalnızlığı.
Bir gün bütün sokaklar kimsesizleşirmiş,
Tenha kalırmış kaldırımlar.
Her şey eksilirmiş meğer
En çok da gülüşlerin…
İnandıkların öldürürmüş seni, inandıkların…
Dev de Cırttan’a inanıp suda boğulup ölmedi mi?
Doğru söylemişsin anne,
Kalbimizi en çok inciten, gözümüzü açarmış.
Kısmetten öte köy yokmuş.
Şimdi ikiyüzlülük; yüz kez vedalaşıp,
Ayrılamamakmış…
Alev senin içinde yanmıyorsa, konuşmak ne kolaymış.
En zoru susmakmış dil bilmezlere,
Bütün feryatlara kapamakmış kulağını…
Cebimdeki son kuruşu metro çıkışındaki dilenciden esirgediğimde,
Anladım; gitgide merhametim paslanıyor benim de.
Evet anne, ağrılı yaran varsa rüzgâr esse incitir,
Yağmur yağsa boğarmış.
Dokunsalar gözyaşı dökmeye hazır olursun,
Ama cesareti olmaz kimsenin dokunmaya…
Yorgunum anne,
Şimdi taze çay demle, azizim;
Karanfilli, tarçınlı, biraz da kekikli.
Çocukluğumdaki gibi kavur ay çekirdeklerini fırında.
Tut ders kitabımı, ezberleyeyim “Can nene, bir masal anlat” şiirini.
Sonra uyar herkesi: “Herkes sussun, şimdi başlıyor
Ihlamurlar Altında…”
Biraz özlem içindeyim anne,
Sen bakma bu deli kızına…
Başım dizlerinde, parmakların dolansın saçlarımda.
Bir masal anlat ama gökten
Üç elma düşmesin.
Kurt, Kırmızı Başlıklı Kız’ı yemesin.
Atlar geri getirsin ataları
Herkes otursun evinde, kimse gitmesin…
AYŞEN REHİM
**
FRİDA KAHLO
Geçmişin raflarında yitip gitmiş hatıralar,
Unutuş zincirini kırıp yapışıyor hasretin yakasına…
Ve vahşi vuslatın elleri, ayrılığın ayaklarını kavrıyor.
Kader çizgileri avucumun kırışıklıklarına siniyor,
Kopuyor ömrümün akrepleri saatten,
Eksiliyor takvimler…
Koridorun duvarlarında son ümit dansıyla yalnızlaşıyor gölgeler.
Şimdi bu kurumuş cümleler, virgüllere dönen noktalarla,
Epilogda bitecek; son sayfada, son satırınla…
Kaç aynada ayaklarını kırıp ardınca koştu bakışlar?
Kaç ip utandı,
Zaman asarken arzuları boğazından…
Kitap arasında kurutulan kelebeklerin ölü güzelliği gibi,
Güzeldir yalnızlığım.
İhtişam, iki mum, dört duvar,
Boş oda felsefesi ve eski gramofonda retro…
Tebessümün gizlendiği dolu kadeh ve Frida Kahlo:
“İçimde kırk kadın,
Kırkı da yabancı,
Kırkı da diğeri.”
AYŞEN REHİM
**
ESTUARİ
Bir sabah ellerin aniden dokunsa yalnızlığa,
Çalsan kapımı.
Uyandırsan en uzun uykudan.
Henüz güneş doğmamış,
Şafağın turuncu perdesi gökyüzünü örtüyor usulca…
Gelişinle uyansa çınar ağaçları.
Sorsam “Kimdir?” diye uykulu sesimle,
Sesinin kelebeği süslese süsen çiçeklerini,
Geceden kalma sarhoşluğumla demlensem dudaklarında,
Yıkılsam kollarına bütün sersemliğimle.
Bugün sabah erkenden kapımı çalsan;
Dağınık saçlarımla, şişmiş yüzümle gözümle,
Takatsiz bedenimle, içkili nefesimle,
Koşarım üzerine…
Yüzüne açılır bütün sabahlarım,
Bütün gecelerim bakışlarında susar.
Diner bütün fırtınalar, alnının tek bir dalgasında…
Bugün sabah sabah kapıma gelsen;
Öyle aniden, öyle sessizce, öyle ansızın…
Henüz sis bile çekilmemişken Estuari’den,
Varmamışken sahile gemiler,
Dinmemişken en coşkulu, en ihtiraslı fırtınalar.
Penceremde güvercinler, kanatlarında fırtınalı gecenin sessizliği…
Üzerimde yuvası dağılmış kırlangıç kimsesizliği…
Hâlâ dağılmamış odadan sisler;
Belki çekilecek bu sabah gelsen..
AYŞEN REHİM
**
İNTİKAM
Unutmakmış en büyük intikam
Hatıralarsa en acı kısasmış..
En büyük imtihan özlemekmiş;
Bir şehri,
Bir kişiyi,
Bir nefesi
Ve bir sesi özlemek…
Yalnızlık değilmiş en dehşetlisi,
Ne hastalık,
Hatta ne ölümmüş.
Sessizce, habersizce hayatın
Yanımdan geçip gitmesi,
Korkuların en büyüğüymüş.
AYŞEN REHİM
**
GÜVERCİN DİLİ
“Tüfeğinin tetiğinden düşmana açılan şiir
Ne tarih kitaplarından silinir, ne de hafızalardan.
Senin ömür kitabının en son sayfası
En kırmızı mürekkeple, kanınla imzalandı.
Mühürlendi zafer.
Ve dünyanın en kısa özgürlük şiiri doğdu.
Şimdi ben onu Güvercinlerin diline çeviriyorum.”
AYŞEN REHİM
**
KUNUT
Dillerimde sükûtum,
Ellerimde Kunut’sun.
Hatıranda ölürüm
Eğer beni unutursan.
Sana doğru yol açar
Gözümün yaş tarafı.
Sert kayaya rastlamış
Kalbimin taş tarafı.
Ben herkesten küserim,
Kimseyle de barışmam.
Kovarım geceleri
Gündüzler hiç konuşmam.
Küserim bu talihin
Dönüşü, köşesine
Ayrılığın andına
Dinine, Allah’ına.
Aynadaki o kızın
Hiddetli bakışları.
Gözü sıkar bulutu
Yağdırır yağışları.
Şu üvey hayatımın
En öz yabanı sen
Uzaklardan uzaksın
Uzakların adı sen..
Sesin minarelerden
Duyulan ezan gibi
En kutsal ses şimdi.
Avuçların duadır
Saçlarınsa bir din idi..
Kırmadım bu tılsımı
Beddua, âha düştüm.
Tek sana varmak için
Herkesten ayrı düştüm.
AYŞEN REHİM
***
Kaynak: Ş. Küzeci, R. Sabir (2026) Har-ı Bülbül (azerbaycan Kadın Şairleri. Ankara
