Türk Devletleri Teşkilatı 13. Zirvesi Öncesinde Kritik Gelişmeler: Stratejik Ortaklıklar Ve Avrasya’da Değişen Dengeler
Ahmet SAĞLAM
Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) 13. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, 29-30 Ekim 2026 tarihlerinde Türkiye’nin başkenti Ankara’da gerçekleştirilmektedir. Zirve kapsamında alınacak kararların yanı sıra toplantı öncesinde yaşanan gelişmeler de Türk dünyasının geleceği, Avrasya’nın jeopolitik dengeleri ve kıtalar arası ulaştırma bağlantıları açısından dikkat çekici bir tablo ortaya koymaktadır.
Bu çerçevede, zirve öncesinde yaşanan üç gelişmenin özellikle değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunlardan ilki, Türkiye ile Kazakistan arasında gerçekleştirilen üst düzey temaslar ve bu temasların ekonomik-stratejik boyutudur. İkincisi ise Türkiye ile Özbekistan arasında gerçekleştirilen anlaşmalar. Üçüncüsü ise Ermenistan Parlamentosunun, zirveden bir gün önce, Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Rotası (Trump Route for International Peace and Prosperity – TRIPP) anlaşmasını onaylamasıdır. Her üç gelişme de Ankara’da gerçekleştirilen zirvenin yalnızca Türk devletleri arasındaki siyasi dayanışmayla sınırlı olmadığını; Avrasya’nın ekonomik ve jeopolitik geleceğiyle doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir.
TÜRKİYE-KAZAKİSTAN İLİŞKİLERİ: EKONOMİK İŞ BİRLİĞİNDEN AVRASYA STRATEJİSİNE
Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Türk Devletleri Teşkilatı 13. Zirvesi öncesinde, 28 Ekim 2026 tarihinde Türkiye’ye resmî ziyarette bulunmuştur. Tokayev, Ankara Havalimanı’nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından resmî törenle karşılanmış; iki lider Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde önce baş başa, ardından heyetler arası görüşmeler gerçekleştirmiştir. Görüşmelerde Türkiye-Kazakistan ilişkilerinin yanı sıra bölgesel ve küresel meseleler ele alınmıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki ülke arasındaki Geliştirilmiş Stratejik Ortaklık düzeyindeki ilişkilerin ticaret, enerji, ulaştırma ve savunma sanayisi başta olmak üzere çeşitli alanlarda daha ileri taşınacağını ifade etmiştir.
Bana göre bu ziyaret, diplomatik protokolün ötesinde, Türk dünyasının Avrasya’daki ekonomik ve stratejik konumunu güçlendirme iradesinin somut bir göstergesidir. Türkiye ile Kazakistan arasındaki ilişkiler, ortak tarihî ve kültürel bağların yanı sıra ticaret, yatırım, enerji ve ulaştırma alanlarında gelişen karşılıklı çıkarlara dayanmaktadır.
Kazakistan, Türkiye’nin Türkistan’daki (Orta Asya’daki) en önemli ortaklarından biridir. Türkiye de Kazakistan’ın önemli ticaret ortakları ve yatırımcı ülkeleri arasında yer almaktadır. Cumhurbaşkanı Tokayev’in Türk şirketlerine destek vermeye ve yatırım ortamını geliştirmeye yönelik açıklamaları, ekonomik ilişkilerin daha ileri bir aşamaya taşınması bakımından önemlidir. İki ülke arasındaki ikili ticaret hacmini 15 milyar dolara çıkarma hedefi de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bu hedefin gerçekleştirilmesi, mevcut ticaretin büyütülmesinin yanı sıra ekonomik ilişkilerin yeni sektörlere yayılmasını gerektirmektedir.
Özellikle ulaştırma ve lojistik, enerji, tarım, yapay zekâ ve savunma sanayisi alanlarında iş birliğinin geliştirilmesi, Türkiye-Kazakistan ilişkilerinin stratejik derinliğini artırabilecek başlıca unsurlardır. Bu alanlarda atılacak adımlar, yalnızca iki ülkenin ekonomik kapasitesini güçlendirmekle kalmayacak; Türk devletlerinin üretim merkezleri, pazarları ve uluslararası ulaştırma ağları arasındaki bağlantıların gelişmesine de katkı sağlayacaktır.
Bu noktada Orta Koridor’un önemi ayrıca vurgulanmalıdır. Çin’den başlayarak Türkistan (Orta Asya) ve Hazar Denizi üzerinden Türkiye’ye ve Avrupa’ya uzanan bu güzergâh, Avrasya ticaretinde alternatif ve stratejik bir bağlantı hattı niteliğindedir. Türkiye ile Kazakistan’ın ulaştırma ve lojistik alanındaki iş birliğini geliştirmesi, Orta Koridor’un kapasitesinin artırılması ve güzergâhın ekonomik açıdan daha rekabetçi hâle getirilmesi bakımından önem taşımaktadır.
Dolayısıyla 28 Ekim’de Ankara’da gerçekleştirilen Erdoğan-Tokayev görüşmesini, Türk Devletleri Teşkilatı zirvesinin hemen öncesinde, ekonomik iş birliğinin jeopolitik bir vizyonla bütünleştirilmesi yönünde atılmış önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir. Türk dünyasının sahip olduğu coğrafi avantajın kalıcı bir stratejik güce dönüşmesi, siyasi dayanışmanın somut ticari, teknolojik ve lojistik kazanımlarla desteklenmesine bağlıdır.
TÜRKİYE-ÖZBEKİSTAN İLİŞKİLERİ: TÜRK DÜNYASINDA STRATEJİK BÜTÜNLEŞMENİN GÜÇLENMESİ
Türkiye ile Özbekistan arasındaki ilişkiler, ortak tarihî ve kültürel bağların ötesine geçerek derinleştirilmiş kapsamlı stratejik ortaklık düzeyinde gelişmektedir. Recep Tayyip Erdoğan ile Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in 29 Ekim 2026 tarihinde Ankara’da gerçekleştirdiği görüşme ve imzalanan anlaşmalar; ticaret, sosyal güvenlik, gümrük süreçleri ve iş dünyasının desteklenmesi alanlarında iş birliğinin kurumsallaştırılması bakımından önemlidir. Kazakistan ile geliştirilen stratejik ortaklıkta olduğu gibi Özbekistan’la ilişkilerin de ulaştırma, ticaret, yatırım ve üretim kapasitesi üzerinden güçlendirilmesi, Türk dünyasının Avrasya’daki ekonomik ağırlığını artırabilir. Özellikle Orta Koridor’un işlerliğinin geliştirilmesi, Türkistan’daki (Orta Asya’daki) üretim merkezlerinin Türkiye ve Avrupa pazarlarına erişimini kolaylaştırabilecek ortak bir stratejik alandır.
Özbekistan’la imzalanan İş Dünyasının Desteklenmesine Dair Yüksek Düzeyli Konsey’in kurulması, ekonomik ilişkilerin daha sistematik ve sonuç odaklı yürütülmesine yönelik adımlardır. Kanaatimce, Türkiye-Kazakistan ve Türkiye-Özbekistan ilişkilerinin eş zamanlı derinleşmesi, Türk dünyasının yalnızca kültürel birlik temelinde değil, ticaret ve ulaştırma ağları üzerinden de bütünleşmesi açısından önemlidir; Ankara Zirvesi’nin stratejik başarısı, bu ortaklığın somut projelere ve kalıcı ekonomik kazanımlara dönüştürülmesiyle ölçülecektir.
Yine devlet Başkanları Zirvesi öncesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’a Türk Dünyası Ali Nişanı’nı tevcih etmesi, Kırgızistan’ın Türk dünyasındaki konumunu ve Türkiye-Kırgızistan stratejik ortaklığının önemini ortaya koyan sembolik bir adım olarak öne çıkmaktadır.
ERMENİSTAN’IN TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI 13. ZİRVESİ ÖNCESİNDE TRUMP KORİDORU KARARI: ORTA KORİDOR VE DEĞİŞEN DENGELER
Türk Devletleri Teşkilatı 13. Zirvesi’nin öne çıkan gündem başlıklarından biri hiç şüphesiz ki ulaştırma alanında Orta Koridor olacaktır. Bu Türk devletlerinin ulaştırma güzergâhları stratejisine verdiği önemi ortaya koymaktadır. Orta Koridor bağlamında Zengezur Koridoru diğer ve yeni adıyla Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Rotası (TRIPP) öne çıkmaktadır. Malum olunduğu üzere Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Rotası (TRIPP) Ağustos 2025 tarihinde Washington’da Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın katılımıyla imzalanan ortak bildiri ile projenin siyasi zeminini oluşturmuştu. Sürecin devamında ABD ile Ermenistan arasında TRIPP konusunda bir çerçeve anlaşması hazırlanmış ve anlaşma Haziran 2026 tarihinde imzalanmıştı. Ermenistan Parlamentosu ise söz konusu anlaşmayı Türk Devletleri Teşkilatı 13. Zirvesi’nden bir gün önce 28 Ekim 2026 tarihinde, 63 kabul ve 32 ret oyuyla onaylamıştır.
Anlaşma kapsamında Ermenistan’ın bölgesinden geçecek ulaştırma ve altyapı bağlantılarının geliştirilmesi; Azerbaycan ana karası ile Nahçıvan arasında bağlantı kurulması ve bölgesel ticaretin kolaylaştırılması öngörülmektedir. Projenin demir yolu ve kara yolu başta olmak üzere enerji ve dijital altyapı bileşenlerini de kapsayabilecek çok boyutlu bir çerçevesi bulunmaktadır. TRIPP Development Company adıyla kurulması öngörülen ortak yapıda ABD tarafının yüzde 74, Ermenistan’ın ise yüzde 26 pay sahibi olması planlanmaktadır.
Ermenistan Parlamentosunun anlaşmayı Türk Devletleri Teşkilatı zirvesinden yalnızca bir gün önce onaylaması ayrıca dikkate değerdir. Tarih seçiminin bilinçli bir siyasi mesaj taşıdığını kesin bir olgu olarak ileri sürmek mümkün olmasa da, kararın zamanlaması ile Ankara’daki zirvenin Orta Koridor merkezli gündemi arasında anlamlı bir siyasi ve jeopolitik bağ kurulabileceği değerlendirilebilir.
Bununla birlikte, anlaşmanın Ermenistan parlamentosunda onaylanmış olması projenin bütün unsurlarının tamamlandığı veya güzergâhın fiilen işler hâle geldiği anlamına gelmemektedir. Projenin uygulama aşaması, taraflar arasındaki teknik ve ticari düzenlemelerin yanı sıra bölgesel güvenlik ve siyasi ilişkilerin gelişimine de bağlı olacak gibi görülmektedir.
ERMENİSTAN’IN NORMALLEŞME ARAYIŞI VE ANKARA’NIN BÖLGESEL ETKİSİ
Türkiye ile Ermenistan arasındaki kara sınırı, Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgal etmesinin ardından Türkiye tarafından kapatılmıştır. Ermenistan, yıllardır sınırın yeniden açılmasını talep etmekte ve özellikle son dönemde Türkiye ile ilişkilerini geliştirmeye yönelik girişimlerini yoğunlaştırmaktadır. Türkiye ise normalleşme süreci için kardeş ve stratejik ortağı Azerbaycan’ın güvenlik kaygılarının giderilmesini ve Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki sorunların çözümüne yönelik Ermenistan tarafından somut adımlar atılmasını öncelikli olarak görmektedir.
Bu çerçevede Türkiye, Ermenistan ile ilişkilerin geliştirilmesi bakımından Zengezur Koridoru’nun açılması ve Ermenistan Anayasası’nın başlangıç bölümünde Bağımsızlık Bildirgesi’ne yapılan atfın, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü hedef alan ifadelerle ilgili kaygıları giderecek şekilde ele alınmasını önemli meseleler olarak değerlendirdiği görülmektedir. Ankara’nın bu yaklaşımı, Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin yalnızca ikili ilişkilerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış süreciyle de yakından ilişkili olduğunu yıllardır ortaya koymaktadır.
Bu bağlamda Ermenistan’da yaşanan bir diğer önemli gelişme ise Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan’ın Azerbaycan’ın kaygılarını giderecek ve Azerbaycan ile Ermenistan’ın kalıcı barışının kapısını açacak Ermenistan anayasasının değişikliği ve referandum konusundaki açıklamaları olmuştur. Mirzoyan, 28 Ekim 2026 tarihinde Ermenistan Ulusal Meclisinde yapılan tartışmalar sırasında, yeni anayasa taslağının referanduma sunulmasını ve muhalefetin de bu sürece destek vermesini önermiştir. Taslağın halk tarafından reddedilmesi hâlinde istifa ederek görevi bırakabileceğini de ifade etmiştir. Mirzoyan’ın açıklamaları, anayasa tartışmasının yalnızca hukuki bir düzenleme meselesi olmadığını, aynı zamanda Türkiye ile normalleşme arayışı ve Azerbaycan’la yürütülen barış süreci açısından da önemli bir siyasi boyut taşıdığını göstermektedir.
Ahmet SAĞLAM / www.saglamahmetcom / 29.10.2026 / Ankara
