Irak’ta Bir Sonraki Başbakan Kim Olacak?Olası Senaryoları Şekillendiren Verilere Dair Bir Analiz
Ali BAYATLI – BAĞDAT
Irak’ta siyasi karar alma süreci, iç dengeler ile dış baskılar arasında giderek daha karmaşık bir hal almaktadır. Son dönemde ülkenin siyasi sahnesinde yaşanan hareketlilik, eski başbakan Nuri el-Maliki’nin yeniden başbakanlık için aday gösterilmesi ihtimalini hem ulusal hem de bölgesel düzeyde tartışmaların merkezine taşımıştır. Associated Press ajansının aktardığına göre bu adaylık, parlamentodaki en büyük blok olan Koordinasyon Çerçevesi içindeki siyasi uzlaşıların bir sonucu olarak gündeme gelmiştir. Bu gelişme, sıradan bir siyasi prosedür olarak değil, tarihsel ve siyasi arka planı olan, geçmiş deneyimlerin halen kamuoyu bilincinde etkisini sürdürdüğü önemli bir siyasi dönemeç olarak değerlendirilmiştir.
Irak basınında yer alan çok sayıda değerlendirmeye göre bu süreç, Maliki’nin önceki başbakanlık dönemlerini yeniden gündeme taşımıştır. Iraklılar bu dönemi farklı şekillerde yorumlamaktadır. Bir kesim, Maliki dönemini son derece zor koşullar altında devlet otoritesinin güçlendirilmeye çalışıldığı bir dönem olarak görürken, diğer bir kesim ise güvenlik ve siyasal krizlerin derinleşmesinden, toplumsal bölünmenin artmasından bu dönemi sorumlu tutmaktadır. Bu iki yaklaşım arasında Irak kamuoyu temkinli bir bekleyiş içindedir; geçmişin tekrar etmesi endişesi ile siyasi ve kurumsal istikrar beklentisi iç içe geçmiştir.
İç siyaset açısından bakıldığında, Arap medya kuruluşlarının aktardığına göre Maliki’nin adaylığı geniş bir ulusal mutabakat sağlamamıştır. Sünni ve Kürt siyasi aktörler, iktidarın yönetim tarzı, gerçek siyasi ortaklığın garanti altına alınması ve hiçbir kesimin dışlanmaması konularında açık çekinceler dile getirmiştir. Bu çekinceler, önceki hükümet tecrübelerinden kaynaklanan eski ama halen canlı kaygıların bir yansımasıdır. Ulusal uzlaşının sağlanamaması durumunda hükümet kurma sürecinin tıkanabileceği veya siyasi boşluğun uzayabileceği endişesi öne çıkmaktadır.
Uluslararası düzeyde ise bu adaylık özellikle Amerika Birleşik Devletleri tarafından yakından takip edilmiştir. Reuters ajansının aktardığı Amerikan siyasi açıklamalarda, Maliki’nin yeniden başbakan olması halinde Irak’a verilen desteğin yeniden gözden geçirilebileceği ima edilmiştir. Bu açıklamalar Irak’taki siyasi çevrelerde büyük tepki uyandırmış, Irak’ın iç işlerine müdahale olarak değerlendirilmiş ve devlet egemenliğine aykırı olduğu savunulmuştur.
Buna karşılık Maliki ve ona yakın siyasi çevreler, Kurdistan24’ün aktardığı açıklamalarda, başbakan seçiminin tamamen Irak’a ait bir konu olduğunu ve anayasal, parlamenter mekanizmalar çerçevesinde karara bağlanması gerektiğini vurgulamıştır. Dış baskıların kabul edilemez olduğu ifade edilmiş, bu sürecin tehdit veya dayatma yoluyla değil, Irak Meclisi tarafından belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir.
Bu siyasi gerilim, sokakta da sınırlı ölçekte yansımalarını bulmuştur. Euronews’in haberine göre Bağdat’ta, Yeşil Bölge ve ABD Büyükelçiliği çevresinde düzenlenen bazı gösterilerde, dış müdahaleye karşı sloganlar atılmış ve Irak halkının kendi siyasi kaderini tayin etme hakkı vurgulanmıştır. Sayıca sınırlı olsa da bu protestolar, uzun yıllardır bölgesel ve uluslararası çekişmelerin etkisini yaşayan Irak toplumunda egemenlik konusundaki hassasiyeti açık biçimde ortaya koymuştur.
Öte yandan Financial Times’ta yayımlanan siyasi analizler, bu tartışmanın Irak’ın dış ilişkilerini özellikle de ABD ve Batılı ülkelerle olan bağlarını zorlaştırabileceği uyarısında bulunmuştur. Irak’ın enerji, finans ve güvenlik alanlarında uluslararası iş birliğine büyük ölçüde bağımlı olduğu, ciddi bir siyasi gerilimin bu hayati ortaklıkları olumsuz etkileyebileceği belirtilmiştir.
Ekonomik açıdan uluslararası raporlar, siyasi istikrarsızlığın veya dış ortaklarla yaşanacak gerilimlerin yatırımcı güvenini zedeleyebileceğini, kalkınma ve mali destek programlarını olumsuz etkileyebileceğini vurgulamaktadır. Temel hizmetler, işsizlik ve yeniden imar gibi ciddi sorunlarla karşı karşıya olan Irak için siyasi istikrar, sürdürülebilir ekonomik toparlanmanın temel şartı olarak görülmektedir.
Bölgesel düzeyde ise Al Jazeera ve Fransız Le Monde gazetesi, bu süreci Orta Doğu’daki daha geniş nüfuz mücadelesinin bir parçası olarak ele almıştır. Irak, bölgesel ve uluslararası çıkarların kesiştiği bir alan olarak değerlendirilmekte; Maliki’nin olası dönüşü, iç güç dengelerinde değişim ya da bölgesel ittifaklarda yeniden konumlanma işareti olarak yorumlanmaktadır.
Buna karşılık Maliki’yi destekleyen çevreler, yerel medyada yer alan açıklamalarda, onun uzun siyasi deneyiminin ve devlet kurumlarını yakından tanımasının, güçlü ve kararlı bir liderliğe ihtiyaç duyulan bu dönemde istikrar sağlayıcı bir unsur olabileceğini savunmaktadır. Irak’ın, karmaşık güvenlik ve ekonomik dosyaları yönetebilecek, birikimli ve kararlı bir liderliğe ihtiyaç duyduğu görüşü öne çıkarılmaktadır.
Uluslararası siyasi analizlerin vardığı ortak sonuç şudur: Nuri el-Maliki’nin adaylığı, basit bir siyasi gelişme değil, Irak’taki görüş ayrılıklarının derinliğini ve devletin karşı karşıya olduğu zorlukların büyüklüğünü yansıtan kritik bir dönemeçtir. Dış baskılar, iç çekinceler ve halkın beklentileri arasında Irak, anayasal çerçevede sorunlarını yönetme ve egemen bir ulusal karar üretme konusunda yeni bir sınavla karşı karşıyadır. Bu sürecin sonuçları, ülkenin geleceği üzerinde kalıcı etkiler bırakacaktır.
Beklenen Senaryolar ve Olasılıklar
Nuri el-Maliki’nin adaylığı etrafında şekillenen tartışmalar, ister yeniden başbakan olması ister bu sürecin başarısızlığa uğraması halinde, geniş bir senaryo alanı açmaktadır. Reuters ve Financial Times gibi uluslararası medya kuruluşlarının analizleri, Irak’ın iç istikrarı ve dış ilişkileri açısından kritik bir yol ayrımında olduğunu ortaya koymaktadır.
Maliki’nin yeniden başbakan olması halinde, Reuters’in aktardığı araştırma merkezlerinin değerlendirmelerine göre iç siyasette sert bir kutuplaşma yaşanması olasıdır. Sünni ve Kürt siyasi aktörlerin güçlü itirazları, merkeziyetçi bir yönetim modelinin yeniden üretilmesi endişesiyle daha da artabilir. Bu durum, geniş tabanlı bir hükümet kurmak için zorlu müzakereleri zorunlu kılabilir ve Maliki’yi yetki paylaşımı ve anayasal güvenceler sunmaya mecbur bırakabilir. Aynı zamanda bazı Iraklı yorumcular, Maliki’nin ilk aşamada uzlaşıcı bir söylem benimseyerek istikrar ve hizmet odaklı bir yaklaşım geliştirebileceğini savunmaktadır.
Güvenlik alanında, Maliki’nin devlet otoritesini güçlendirmeye ve güvenlik kurumlarının rolünü artırmaya yönelmesi beklenmektedir. Destekçileri, bu yaklaşımın geçmişte istikrar sağladığını ileri sürerken, Al Jazeera’de yayımlanan analizler bunun siyasi özgürlükler açısından yeni kaygılar doğurabileceğine dikkat çekmektedir.
Ekonomik açıdan Financial Times, Maliki’nin dönüşünün kısa vadede uluslararası yatırımcılar arasında temkinli bir bekleyiş yaratabileceğini belirtmektedir. Ancak hükümetin reformlara bağlılığını açıkça göstermesi ve uluslararası mali kurumlarla iş birliğini sürdürmesi halinde bu kaygıların azalabileceği ifade edilmektedir.
ABD ile ilişkiler bağlamında ise Reuters’in diplomatik kaynaklara dayandırdığı değerlendirmelere göre Washington’un doğrudan bir kopuştan ziyade dolaylı siyasi ve ekonomik baskı araçlarını devreye sokması daha olasıdır. Mali desteklerin gözden geçirilmesi, güvenlik iş birliğinin daha sıkı denetlenmesi bu araçlar arasında sayılmaktadır.
Maliki’nin başbakan olmaması halinde ise alternatif senaryo, daha uzlaşıcı bir ismin öne çıkmasıdır. Associated Press’e göre bu durum, özellikle ABD ile ilişkilerde tansiyonu düşürebilir ve yeni hükümete daha geniş bir manevra alanı sağlayabilir. Ancak böyle bir adayın karmaşık siyasi yapı içinde otorite kurmakta zorlanabileceği ve zayıf bir hükümet ortaya çıkabileceği ihtimali de göz ardı edilmemektedir.
Le Monde’un analizlerine göre Maliki’nin devre dışı kalması uluslararası alanda bir rahatlama işareti olarak algılanabilirken, Irak iç siyasetinde özellikle Şii bloklar arasında yeni gerilimlere yol açabilir. ABD’nin bu senaryoda yeni hükümetle iş birliğini artırması muhtemel olsa da bu destek, Irak’ın bölgesel denge politikasına bağlı kalması şartına bağlı olacaktır.
Genel olarak Reuters, Financial Times ve bölgesel medya analizlerinin ortak noktası şudur: Irak’ın geleceği yalnızca başbakanın kim olacağına değil, iktidarın nasıl yönetileceğine, egemen karar alma kapasitesinin korunmasına ve dengeli bir dış politika yürütülmesine bağlıdır. Maliki’nin dönüşü ya da yokluğu, farklı fırsatlar ve riskler barındırsa da Irak’ın önündeki asıl sınav, bu tartışmayı güven inşa eden ve istikrarı pekiştiren bir sürece dönüştürebilmektir.
Maliki’nin Aday Olmaması Durumunda Beklenen Senaryolar
Bu noktada, mevcut veriler ve genel siyasi tablo dikkate alındığında, bir sonraki hükümeti kurma konusunda öne çıkması muhtemel bazı isimlerden söz etmek mümkündür. Bu isimler, farklı düzeylerde olmak üzere, iç ve dış dengeler açısından kabul edilebilir seçenekler olarak değerlendirilmektedir.
Bu olasılıkların başında Muhammed Şiya es-Sudani gelmektedir. Sudani, bu senaryonun en açık ve en bütünlüklü temsilcisi olarak öne çıkmaktadır. Bunun nedeni, medya görünürlüğü ya da tartışmalı bir figür olması değil, görev süresi boyunca zor bir dengeyi fiilen yönetebilmiş olmasıdır. Sudani, siyasi olarak Koordinasyon Çerçevesi çevresine mensup olup Nuri el-Maliki’nin doğrudan güvenini kazanmış bir isimdir. Bu durum onu Şii siyasi çevreler içinde kabul edilebilir kılmaktadır. Aynı zamanda ABD ile sakin ve istikrarlı bir iletişim kanalı kurmayı başarmış, ideolojik ya da kışkırtıcı bir söylemden uzak, çıkar temelli ve pragmatik bir yaklaşım sergilemiştir. Bölgesel aktörlerle doğrudan bir gerilimden kaçınarak ölçülü bir denge politikası izlemiş, bu da Washington’un kendisini pratik ve çalışılabilir bir siyasetçi olarak görmesini sağlamıştır. İç siyasette ise Sudani, bilinmeyen bir risk oluşturmayan, alışıldık ve temkinli bir seçenek olarak algılanmaktadır. Bu nedenle Koordinasyon Çerçevesi istikrarı maceraya tercih ederse, Sudani’nin görevine devam etmesi ya da yeniden görevlendirilmesi güçlü bir ihtimal olarak öne çıkmaktadır.
Bu ihtimalin yanında Haydar el-Abadi ismi de, uluslararası ve iç siyasi uzlaşının klasik bir örneği olarak değerlendirilebilir. Abadi, ABD nezdinde neredeyse tam bir kabul görmektedir ve uluslararası kurumlarla çalışmaya dayalı açık bir sicile sahiptir. Geniş bir dış ilişki ağına sahip olması, onu Batı açısından güven verici bir seçenek haline getirmektedir. Aynı zamanda Abadi, Maliki ile bilinen siyasi rekabete rağmen açık bir düşmanlık ilişkisi içinde değildir. Bu durum, siyasi sürecin tıkanması halinde kendisinin bir “orta yol çözümü” olarak yeniden gündeme gelmesini mümkün kılmaktadır. Ancak Abadi’nin temel zayıf noktası, Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı güçlü aktörler tarafından mevcut Şii siyasi ağırlığı yeterince temsil eden bir figür olarak görülmemesidir. Bu nedenle onun şansı, ancak olağanüstü bir siyasi çıkmaz durumunda, zorunlu bir uzlaşı seçeneği olarak artabilir.
Kasım el-Araji ise daha farklı bir modeli temsil etmektedir. Araji’nin öne çıkan yönü, siyasi ağırlıktan çok teknik ve güvenlik temelli bir profile sahip olmasıdır. Tahran ve Washington ile aynı anda dengeli ilişkiler kurabilmiş, sakin ve kriz üretmeyen bir devlet adamı görüntüsü vermiştir. Güvenlik başta olmak üzere hassas dosyaları gürültüsüz ve düşük profilli biçimde yönetebilme kapasitesine sahip olduğu düşünülmektedir. Koordinasyon Çerçevesi içinde kabul görmesine rağmen sert ya da çatışmacı bir kanatla özdeşleştirilmemektedir. Ancak bu modelin temel sorunu, Araji’nin kendi adına güçlü bir parlamento grubuna sahip olmamasıdır. Bu durum, onu ancak büyük siyasi aktörlerin “siyasi liderden çok idari bir başbakan” aradığı bir uzlaşı senaryosunda öne çıkarabilecek bir seçenek haline getirmektedir.
Bu olasılıkların kenarında ise Tarık Necm ismi, daha çok “gölge aday” olarak değerlendirilmektedir. Tarık Necm, Maliki’ye çok yakın bir isim olup onun siyasi ve idari yaklaşımının bir devamı olarak görülmektedir. Bu durum, Maliki’nin doğrudan geri dönmesinin yaratacağı maliyeti üstlenmeden, siyasi etkinliğinin sürdürülmesini isteyen çevreler açısından güven verici bulunmaktadır. Aynı zamanda Necm’in çatışmacı bir siyasi geçmişe sahip olmaması ve uluslararası alanda kışkırtıcı bir figür olarak algılanmaması, onu dış aktörler açısından da kabul edilebilir bir teknokrat seçeneği haline getirmektedir. Her ne kadar kamuoyunda şansı yüksek görünmese de, büyük isimlerin devre dışı kalması halinde bu ihtimalin güç kazanabileceği göz ardı edilmemektedir.
Tüm bu veriler bir arada değerlendirildiğinde, Irak siyasi sahnesinin yüksek olasılıkla iç ve dış dengeleri gözeten, istikrarı riskli maceralara tercih eden bir yöne doğru ilerlediği söylenebilir. Aranan profil, ABD’yi doğrudan karşısına almayan, aynı zamanda yerel siyasi güçleri dışlamayan bir başbakan figürüdür. Bu isimler arasında ihtimaller farklılık gösterse de ortak nokta şudur: Hepsi, sert bir güç mücadelesi döneminden ziyade, krizi yönetmeye odaklanan bir geçiş evresini temsil etmektedir. Uzun yıllar süren çatışmalarla yıpranmış olan Irak, en azından kısa vadede, kendisiyle ve çevresiyle geçici bir denge ve sükunet arayışı içindedir.
